Klasik Yunan şehir devletleri, üzerlerinde belirli semboller, tanrı figürleri ve kahramanlara ait belirli işaret ve kabartmaların bulunduğu güzel sikkeler çıkarmıştır. İşte Klasik dönemin en öne çıkan 15 Antik Yunan sikkesi.
Antik sanatın Klasik Yunanistan’da doruk noktasına ulaştığını söylemek abartılı olmaz. Yunanistan’da Klasik dönem, İyonya isyanından (MÖ 500) Büyük İskender’in ölümüne (MÖ 323) kadar sürmüştür. Tarihin bu noktasında Yunan dünyası yaklaşık 2.000 şehir devletine bölünmüştü; büyük bölümü kendi parasını çıkarmış ve değerlerini, inançlarını ve kültürel kimliğini yansıtan kendine özgü simgeleri kullanmışlardır.
Günümüzde antik Yunan sikkeleri nümismatik sikkeler kategorisine geçmiştir, bu da değerlerinin yapıldıkları metalin değerinin ötesine geçtiği anlamına gelmektedir. Değerli koleksiyon parçaları olarak, artan değerleri öncelikle tarihsel önemlerinden ve nadir bulunabilen parçalardan olmasıdır.

Ortada: Amfora ve gül (arka yüz), Teb gümüş stater, MÖ 378-35, British Museum
Sağda: Sfenks (ön yüz), Sakız Adası gümüş drahmisi, MÖ 412-334, British Museum, Sikke Arşivi
Bu makalede, Yunanistan anakarası, Ege adaları ve Anadolu’daki şehirlerden gelenlere özellikle vurgu yaparak, Antik Yunanistan’ın Klasik döneminden 15 benzersiz sikkeyi inceleyeceğiz.
Antik Yunan Sikkeleri Hakkında Her Şey
Lidyalılar ya da İyonyalı Yunanlılar sikke basımını MÖ 7. yüzyılda başlatmışlardır. İlk sikkeler, altın ve gümüş karışımı olan elektrumdan yapılmıştı ve hızla Doğu Akdeniz’e yayıldı. Yunanistan’da Klasik dönemin başlangıcında, her büyük şehrin kendi çeşitli türde sikkeleri vardı. O dönemdeki Antik Yunan sikkeleri çoğunlukla gümüş ve bronz olarak basılıyordu.
Günümüzde müzayedelerde satılan antik sikkeler nümismatik sikkelerdir. Değerleri; kalite, nadirlik, tarihî değeri, yapıldığı malzeme vb. gibi bir dizi faktöre bağlıdır. Bununla birlikte, antik dönemde bir sikkenin değerini esas olarak yapıldığı malzeme ve ağırlığı olmak üzere iki faktör belirlerdi. Ticareti standart yapmak için antik Yunan şehirleri belirli ağırlık ölçülerini kullanmaya başladı. En popüler olanları şunlardı:
Attika (Atina); Attika drahmisi (4,3 g gümüş) esaslı
Korint; Korint stateri (8,6 g gümüş) esaslı
Aegina; Aegina stateri (12,2 g gümüş) esaslı

Şehir devletlerinin sikkelerinde tarihten ve efsanelerden alınmış semboller kullanılırdı. Bu sembol ya da amblemler, şehri temsil eder ve bu sayede sikkeleri kolayca tanımak ve ayırt etmek mümkün olurdu. Antik nümismatik te (antik sikke bilimi) bir sikkenin ön tarafına “ön yüz”, arka tarafına ise “arka yüz” dendiğini de belirtmek gerek.
15- Aegina (Egina, Ege Denizi’nde yer alan adanın isminden)
Aegina, Batı Ege’de Atina yakınlarında bir adadır. Aegina şehri Epidaurus şehrinin bir Dor kolonisiydi. Perslerin Yunanistan’ı işgali sırasında Aegina önce Perslere boyun eğmiş, ancak Salamis Deniz Muharebesi’nde (MÖ 480) Atinalıların yanında cesurca savaşarak itibarını tekrar kazanmıştır.
İlk gümüş Antik Yunan sikkeleri Aegina şehrine aittir. Aegina standardı gümüş didrahm (iki drahmi) ya da stater sikkelerden üretilmişti. Bu sikkeler Mısır ve Doğu Akdeniz gibi gümüş sikkelerin bulunmadığı bölgelerde yaygın olarak kullanılmıştır. Aegina sikkelerinin yaygın dolaşımı birçok Ege kentinin Aeginia ağırlık standardını benimsemesine yol açmıştır.

Aegina’nın ön yüzünde, denizcilik ve ticaretle olan güçlü bağlarını simgeleyen deniz kaplumbağası figürü bulunurdu. Şehrin sikkelerinin arka yüzünde, standart olarak inkus kare damga yer alırdı. Asimetrik veya düzensiz görünümlü bu çukur alan, sikkelerin metal malzemesinin eşit bir şekilde dağılmasını sağlamak ve basım sırasında metalin kaymasını önlemek için kullanılan bir teknikle ilgiliydi.
14- Khios (Türkçesi Sakız Adası)
Khios, Ege kıyılarının tam karşısında yer alan bir adadır. Arkaik dönemde Pers İmparatorluğu’na bağlıydı. Beşinci yüzyılın başlarında ada bağımsızlığı için mücadele etmiş, sonunda Atina (Attika-Delos) Birliği’ne katılmıştı. Buna rağmen Peloponez Savaşı sırasında ve yine Müttefiklerin Savaşı’nda (MÖ 357-355) Atinalılara karşı savaşmıştır.

Sfenks, MÖ üçüncü yüzyıla kadar kentin nümismatik amblemi olarak kalmıştır. Sikkelerinin arka yüzünde genellikle üzüm salkımlı bir amfora yer alırdı. Bu figür, adanın zenginliğinin ve yerelde üretilen şarap ticaretini simgelemekteydi.
13- Kos (Türkçesi İstanköy)
Kos, Lindos, Ialysos, Kamiros ve Knidos şehirleriyle birlikte Dor Pentapolis‘inin parçasıydı. Doğu Ege’de, Anadolu kıyılarına yakın bir konumda yer alan şehir, zengin bir nümismatik geleneğe sahipti. Klasik dönemde yengeç kentin amblemi haline gelmiştir. Dördüncü yüzyıl boyunca Kos, çoğunlukla kahraman Herakles’in efsanesinden alınan çeşitli temalara sahip sikkeler çıkarmıştır. Ancak yengeç, Kos’un sikkelerinde sürekli olarak karşımıza çıkar ve bize ada kültürünü hatırlatır.

12- Thasos (Türkçesi Taşoz)
Kuzey Ege’deki Thasos adası Dionisos (Baküs) kültü ile tanınırdı. Dionisos, şarap ve müzik tanrısıydı. Doğu kökenli olan bu kült, Thasos’a yakınlardaki Trakya bölgesinden yayılmıştır.
Thasos, nadir bulunan maden zenginliği sayesinde dördüncü ve üçüncü yüzyıllarda hem gümüş hem de bronz sikkeler basmıştır. Birçok sikkede eğlence temalı sahneler ve Dionysos’la ilgili efsanevi varlıklar tasvir edilmiştir. Adanın en ilginç sikkelerin birinde, Dionysos’un arkadaşı tanrı Silvanus bir su perisini sırtlamış koşarken tasvir edilmiştir. Su perisi kaçırılmasına direnirken, birbirine kenetlenmiş vücutları antik Yunan sanatında yaygın bir sembol olan svastika şeklinde simgelenmektedir.

11- Samos (Türkçesi Sisam)
Samos, Anadolu’daki İyon şehirlerinin tam karşısında yer alan bir adadır. Altıncı yüzyılın başlarında sikke kullanan ilk ada olarak tarihi bir öneme sahiptir. Diğer İyon kentlerinde olduğu gibi erken dönem Samos sikkeleri de elektrum staterlerdi. Klasik dönemde Samos sikkeleri kendine özgü tasarımlara sahipti: bir türün ön yüzünde aslan başı ve arka yüzünde boğa bulunurken, bir başka tür olan gümüş tetradrahmilerde genellikle Samaina olarak bilinen Samos kadırgasının pruvası yer alırdı. Aslan ve boğa, Zeus’un karısı ve en ünlü tapınağı Heraion’a ev sahipliği yapan Samos’un aziz tanrısı Hera’nın sembolik temsilleriydi.

10- Rhodes (Rodos)
MÖ 408-407’de Lindos, Ialysos ve Kameiros şehirleri birleşerek yeni devletlerinin başkenti olarak Rhodes şehrini kurdular. Bu devlet kısa sürede Asya’daki bölgeleri ve çevre adaları da kapsayacak şekilde genişledi. Bu fetihler, büyümeye devam eden Rhodes başkentine zenginlik ve şöhret getirdi. Rhodes, Attika standardında altın para basabilecek kadar refaha ulaşmış az sayıdaki Yunan şehrinden biriydi. Bu sikkeler, kuşkusuz en güzel antik Yunan paraları arasında yer alır. Yüksek kaliteleri ve Rhodes’in zengin tarihiyle birleşir ve Klasik Dönem’in en değerli nümismatik örnekleri arasında kabul edilir. Sikkelerin ön yüzünde, Rodos adasının koruyucusu olan güneş tanrısı Helios tasvir edilir. Rodoslular bu Tanrı’ya devasa bir heykel de adamışlardı. Rodos Heykeli olarak bilinen bu anıt, antik dünyanın yedi harikasından biri sayılıyordu. Sikkelerin arka yüzünde gül tasviri vardı. Burada, Yunanca’da “gül” anlamına gelen “rhodos” kelimesiyle şehrin adı Rhodes arasındaki benzerliğe sadece bir kelime oyunundan ibarettir.

9- Milos (Türkçesi Değirmenlik)
Melos adasının başlıca sikke tasarımı bir elma (veya nar) idi. Bu rastgele bir seçim değildi. Yunancada adanın adı, elma anlamına gelen (melon) kelimesine benzemektedir. Tıpkı Rhodes’in gül ismiyle benzerliği gibi, Melos’un “melon”u da adanın ismiyle ilginç benzerlik taşıyordu. Ayrıca, antik çağda çoğu insanın okuma yazma bilmediğini de belirtmekte fayda var. Bu benzerliğe dayalı isimlendirmeler, bir sikkenin menşeini anında tanımaya yardımcı olabiliyordu.
Melos’taki sikke üretimi, Peloponez Savaşı’ndaki ünlü bir olay sonrasında kısa bir süre durdu. Melosluların, akraba oldukları Spartalılara (ikisi de Dor kökenliydi) yardım etmeye çalışırken tarafsızlıklarını koruma çabaları bu olaya yol açmıştı. Küçük bir kuvveti olan Melos, dönemin deniz süper gücü Atina’yı kışkırtmak istemiyordu. Ancak MÖ 416-415’te Atina, Melos’a bir ültimatom verdi: Ya haraç ödeyip Delos Birliği’ne katılacaklar ya da yok edileceklerdi.

Thukididis, iki şehrin temsilcileri arasında geçen ilginç bir diyaloğu anlatır. Atinalılar, Sparta’dan yardım gelmeyeceğini ve şehrin teslim olmadığı takdirde yakılıp yıkılacağını söyler. Meloslular, sonunda onurlarını her şeyin üstünde tutarak ve Spartalıların kendilerine yardım edeceğini düşünerek savaşmayı seçerler. Ardından gelen kuşatmada, Atina ordusu Melos şehrini yerle bir eder. Tüm erkekler katledilir, kadınlar ve çocuklar ise köle olarak satılır. Atina’nın ada üzerindeki hâkimiyeti ancak MÖ 405’te Spartalılar tarafından sona erdirilebilmiştir.
8- Cnossus (Knossos)
Knossos, Girit’te yer alan ve Yunan Bronz Çağı’ndan beri önemli bir ticaret merkezi olan bir şehirdi. Knossos’un tarihi, efsanelere dayanıyordu.
Knossos sikkelerinin arka yüzündeki labirent, Minotauros mitine bir göndermedir. Efsane şöyle anlatılır: Girit Kralı Minos, deniz tanrısı Poseidon’a kurban etmek için güçlü bir beyaz boğa ister. Tanrı dileğini kabul eder. Ancak Minos hayvanın güzelliğini görünce onu kendine ayırır ve tanrıya başka bir boğa kurban eder. Poseidon bunu beğenmez ve kralı cezalandırmaya karar verir. Minos’un karısı Pasifae’yi büyüleyerek onun Minos’un sakladığı boğaya delicesine âşık olmasını sağlar. Bu birleşmeden korkunç bir canavar; yarı insan yarı boğa olan Minotauros (Minos’un boğası) doğar.

Minos da, doğal olarak kendisi için büyük bir utanç kaynağı olan bu canavarı gizlemek ister. Bu amaçla efsanevi mucit Daidalos’a büyük bir labirent inşa etmesini emreder. Daidalos labirenti tamamlayınca Minos, Minotauros’u onun ortasına yerleştirir. Bir başka efsanevi Yunan kahramanı olan Theseus, mitin başka bir bölümünde canavarı öldürür.
Labirent, antik Yunan sikkelerinde en kolay tanınan sembollerden biri olmaya devam etmektedir. Knossos halkı için önemi büyük olmalıdır. Labirent sadece Minotauros mitine görsel bir gönderme değildi, kralların, kahramanların, canavarların ve tanrıların dünyada dolaştığı efsanevi bir geçmişin de hatırlatıcısıydı, Giritlilerin dünyaya hükmettiği efsanevi bir geçmişin…
7- Gortina
Gortina ya da Gortys, dönemin diğer en önemli Girit şehriydi. Gortina, çıkardığı sikkeler için başka bir efsaneyi seçmiştir. En yaygın kullanılanlarda güzel su perisi Europa’nın boğaya dönüşen Zeus tarafından kaçırılması tasvir edilmiştir. Europa’nın onuruna Gortina Ellotia festivalini kutlamıştır. İlginç bir şekilde Avrupa kıtası adını Europa’dan almıştır.

Sikkelerin ön yüzünde Europa ağacın üzerinde, arka yüzünde ise Zeus’un sembolü olarak bir boğa tasvir edilmiştir. Yani Gortina sikkelerinin her iki yüzünde de aynı hikâye anlatılmaktadır.
6- Thebai (Teb)
Teb, Böotya bölgesinde bir şehirdi. Mısır’ın Yüz Kapılı Teb şehri benzeri Yedi Kapılı Teb olarak da adlandırılırdı. Şehir, dönemin büyük güçleri arasında denge kuran zengin bir siyasi ve askerî geçmişi vardı. Pers istilası sırasında Tebliler Atina ve Sparta’ya katılırken, aristokratları Pers kralı Serhas’ı desteklemiştir. Peloponez Savaşı’nda Tebliler Sparta’nın yanında yer aldılar ve savaştan avantaj kazanarak çıktılar.

Teb, izleyen yıllarda yavaş yavaş gelişti ve yenilmez bir güç haline geldi. Pelopidas ve Epaminondas’ın askerî yetenekleri sayesinde, Leuktra’da Spartalılara karşı zafer kazandı (MÖ 371). Bu zafer, kısa ömürlü Teb egemenliğinin başlangıcı oldu. Teb’in bu tür arzuları Mantineia Muharebesi’nden (MÖ 362) kısa bir süre sonra sona erdi. Tebliler Spartalılara karşı kazanmış olsalar da, en büyük liderlerini ve ordularının büyük bir kısmını kaybetmişlerdi. Şehir hiçbir zaman tam olarak toparlanamadı.
Teb’in sikkeleri Yunan dünyasındaki en farklı sikkelerden biridir. En yaygın tipin ön yüzünde karakteristik Böotya kalkanı, arka yüzünde ise amfora yer alır.
5- Athens (Atina)
Atina, MÖ 490’daki Maraton ve MÖ 480’deki Salamis savaşlarında Persleri yenerek gücünü kanıtladı. Bu zaferler, Atina’yı Yunan özerkliğinin ve demokrasinin savunucusu olarak öne çıkardı.
Atina’nın yükselişi, o zamana kadar Yunan dünyasının tartışmasız süper gücü olan Sparta’yı rahatsız etti. Her iki şehir devleti de kendi çıkarlarını korumak için ittifaklar kurdu ve MÖ 431-404 yılları arasında Peloponez Savaşı’nda karşı karşıya geldi. Sparta savaştan galip çıksa da, zaferin bedeli oldukça ağır oldu. Atina gücünü geri kazanamadı ve bu durum Makedonya Krallığı’nın yükselişine zemin hazırladı.

Atina sikkeleri, “Attika Standardı” olarak bilinen bir ağırlık ve saflık sistemine dayanıyordu. Atina’nın önemli bir deniz gücü olması ve Ege Denizi’ndeki ticaret yollarını kontrol etmesi, şehrin refahına katkıda bulundu. Ayrıca, Laurion madenlerinden elde edilen gümüş, yüksek kaliteli sikkeler basmalarını sağladı. Bu sikkeler, Klasik dönem ticaretinin standardı haline geldi.
Atina sikkelerinin ön yüzünde genellikle şehrin koruyucu tanrıçası Athena’nın kutsal hayvanı olan baykuş figürü yer alırdı. Bu nedenle bu sikkeler “baykuş” olarak bilinirdi.
Günümüzde Atina’nın baykuşlu sikkeleri, en popüler ve tanınabilir antik Yunan sikkelerindendir. Bu sikkelerin nadir ve iyi korunmuş olanları oldukça değerlidir ve koleksiyoncular tarafından aranmaktadır.
4- Kórinthos (Korint)
Atina ve Sparta’nın arasında yer alan Korint, antik Yunan dünyasında öne çıkan önemli bir şehirdi. Mora Yarımadası’nı anakaraya bağlayan stratejik konumu sayesinde deniz ticaretinin merkezi haline gelerek uzun yıllar boyunca refah ve güce ulaştı. Ticari başarısı o kadar büyüktü ki şair Horace, “Herkes Korint’e gidemez” diyerek şehrin zenginliğini ve ihtişamını dile getirmiştir.

Korint sadece ticaretle değil, siyasi açıdan da önemli bir rol oynadı. Pers istilasına karşı Yunan şehir devletlerini bir araya getiren ve Helen Birliği’nin temellerini oluşturan Korint Konferansı bu şehirde gerçekleşti. Fakat Korint’in gücü, kolonisi Korkyra ile yaşadığı anlaşmazlık nedeniyle Peloponez Savaşı’nı tetikleyen büyük bir çatışmaya yol açtı. Bu savaşta Korint, Spartalılarla ittifak kurdu. Savaşın ardından şehir, konumunu zayıflatan bir dizi mücadeleye girmek zorunda kaldı ve büyük güçlerin hepsiyle savaştı.
Korint’in zenginliği ve gücü sikkelerinde de yansıyordu. Şehrin simgesi olan kanatlı at Pegasus ve Korint miğferi giyen tanrıça Athena, sikkelerin iki yüzünde de tasvir edilirdi. Ayrıca şehrin arkaik isminin kısaltması olan “Ϙόρινθος” (Koppa) sembolü de sikkelerde yer alırdı.
3- Ephesus (Efes)
Efes, Anadolu kıyısında yer alan ve antik Yunan’da önemli bir ticaret ve kültür merkezi olan bir şehirdi. Atina ve İyonya’dan gelen koloniler tarafından kurulan Efes, İyonya Birliği’nin 12 şehrinden biriydi. Şehir, antik dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis tapınağı ile tanınıyordu.
Konumu nedeniyle Efes, ilk sikkeleri basan doğu uygarlıklarıyla temas halindeydi. Bu nedenle kent, arkaik dönemde elektrumdan yapılmış kendi erken sikkelerini çıkarmıştır.

Bu gümüş tetradrahmi, Efes’in en ikonik sikkelerinden biridir. Ön yüzünde Efes’in sembolü olan arı, arka yüzünde ise av tanrıçası Artemis kültünde kutsal bir hayvan olan geyik tasvir edilmiştir. Artemis Tapınağı’nın başrahibinin Kral-Arı, rahibelerin ise bal arısı olarak adlandırılması ilginçtir. Sikke, MÖ 4. yüzyılda basılmış ve Efes’in o dönemdeki refahını ve gücünü yansıtmaktadır. Bu gümüş tetradrahmi, nadir ve tarihî açıdan önemli bir sikkedir. Günümüzde müzayedelerde yüksek fiyatlara satılmaktadır.
2- Miletus (Milet)
Efes gibi, Anadolu kıyılarında yer alan İyonya kenti Milet de, sikke basımının öncülerinden biri olma özelliğini taşıyordu. Arkaik dönemde Milet, ön yüzünde aslan başı ve arka yüzünde inkus kare bulunan elektrum sikkeler üretmiştir. Başlangıçta Efes’in kendine özgü bir ağırlık standardı olsa da, Klasik dönemin başında Aegina standardını benimsemiştir. Pers Savaşları’ndan sonra ise şehir elektrum kullanımını bırakarak gümüşü kullanmaya başlamıştır. Ayrıca inkus kare formunun yerini çiçek süslemeleri almıştır.

Milet sikkeleri, 4. yüzyıl boyunca ön yüzlerinde Apollon’un, arka yüzlerinde ise gül veya yıldızla birlikte bir aslanın tasvirini taşımıştır.
1- Mytilene’nin (Midilli) Güzel Nümismatik Sikkeleri
Midilli, Ege Denizi’nde yer alan Lesbos adasının en önemli şehirlerinden biridir. Adanın doğu kıyısında, Anadolu’ya bakan bu antik şehir, antik dönemde Mithymna şehri ile adanın hâkimiyeti için sürekli bir çekişme halindeydi. Klasik dönemde ise adanın merkezi haline gelerek siyasi ve ticari bir güç olarak öne çıkmıştır.
Midilli’nin en unutulmaz olaylarından biri MÖ 428 yılında Peloponez Savaşı sırasında yaşanmıştır. Atina İmparatorluğu’na karşı ayaklanan şehir, öfkeli Atinalılar tarafından yok edilme tehdidiyle karşı karşıya kalmıştır. Atina meclisinde, önce tüm erkeklerin öldürülmesi ve kadın ve çocukların köle olarak satılması kararı üzerine gemiler gönderilmiş olsa da, son anda fikir değiştirilmiş ve bu katliamdan vazgeçilmiştir.
Gece herkes kara kara düşünmeye başlamış ve şafak söktüğünde şehir şok geçirmiştir. Yeni bir meclis önceki kararı iptal etmiş ve işgali durdurmak için hızlı bir gemi gönderilmiştir. Neyse ki gemi yetişmiş ve Atina ordusu katliamın hemen öncesinde aldığı yeni emir üzerine vazgeçmiştir. Fakat Midilli halkı yok edilmekten kıl payı kurtulduklarını asla öğrenememiştir.

Midilli, sadece tarihiyle değil, sikkeleriyle de dikkat çeken bir şehirdir. MÖ 326 yılına kadar elektrumdan sikke basan tek şehir olmasıyla bilinir. Elektrumdan basılan en yaygın sikke türü “hekte” olarak adlandırılıyordu. Ayrıca gümüş ve bronz karışımı olan billon sikkeleri de çıkarmışlardır.
Midilli sikkeleri, belirli bir ikonografiye bağlı kalmaz ve genellikle anepigrafiktir yani üzerinde yazı yer almaz. Nadir metalleri ve yüksek kaliteleriyle öne çıkan bu sikkelerde tanrıların, kahramanların ve sembollerin tasvirlerine rastlanır. Apollon, Artemis, Leda ve lir gibi figürler, Midilli sikkelerinde sıklıkla yer almıştır.
Malzeme (elektrum), ikonografi ve kalite açısından eşsiz olan Midilli sikkeleri, nümismatik açıdan oldukça değerlidir. Her antik Yunan sikkesi koleksiyonu için Midilli’den gelen bir sikke, kesinlikle paha biçilemez bir parçadır.
Sparta’nın Antik Yunan Sikkeleri Şimdi Nerede?
Bu yazıda 15 Yunan şehir devletine ait antik Yunan sikkelerini gördük. Sparta dışında, hariç dönemin tüm büyük Yunan şehir devletlerinin çıkardığı sikkeleri inceledik.

Hilaire-Germain-Edgar Degas, 1860, National Gallery
Sparta ya da Lakedaimon, disiplinli ve militarist toplumuyla bilinirdi. Gerçekten de şehir, vatandaşlarının eğitimine ve askeri eğitimine büyük yatırımlar yapmıştır. Sonuç, başka hiçbir Yunan şehrinin boy ölçüşemeyeceği kadar güçlü bir orduya sahip oldular. Spartalılar, şehirlerinin duvarları arkasında yaşıyor olmalarıyla övünmelerinin nedeni de tam olarak buydu.
Bu disiplinli ve muhafazakâr bakış açısı, Sparta’nın sikkelerin tedavülünü yasaklayan bir yasa çıkarmasına neden oldu. Spartalılar, ticaret için “pelanoi” adı verilen büyük demir külçeler kullanıyorlardı. Pelanoi’nin Yunanistan’ın başka bölgelerinde değeri yoktu ve saklanması zordu. Bu sayede Sparta, vatandaşlarını varlıklı bir yaşamın getirdiği maddi zevklerden kaçınmaya teşvik ediyordu. Çünkü bu tür zevkler Atina benzeri bir zihin ve beden “gevşekliğine” giden disiplinsiz bir yol olarak görülüyordu.
Sparta nihayet MÖ 300 civarında, artık önemli bir siyasi rol oynamadığında sikke üretmeye başladı. Şehir devleti çoktan yerini İskender’in haleflerinin büyük imparatorluklarına bırakmıştı.
Çeviri: Sinan Akbaytürk