3.600 Yıllık Gizem Çözülüyor: Kafkasya’nın Tunç Çağı Sırrını Taşıyan Savaşçı Mezarında Şaşırtıcı Bulgular
Azerbaycan’ın batısındaki bir bölgede gerçekleştirilen kazılarda, milattan önce 17. ila 16. yüzyıllara (Orta Tunç Çağı) tarihlendirilen 3.600 yıllık antik bir mezar (kurgan) gün yüzüne çıkarıldı.
Azerbaycan’ın batısındaki bir bölgede gerçekleştirilen kazılarda, milattan önce 17. ila 16. yüzyıllara (Orta Tunç Çağı) tarihlendirilen 3.600 yıllık antik bir mezar (kurgan) gün yüzüne çıkarıldı. Ağstafa ilçesindeki Keşikçidağ (Keshikchidag) Devlet Tarihi-Kültür Rezervi sınırları içinde yer alan Sarıyokuş mevkiindeki 4 numaralı kurmanda yapılan bu keşif, dönemin askeri ve sosyal hiyerarşisine ışık tutuyor.
Yaklaşık 12 metre çapında ve çevre zemininden 80 santim yüksekliğinde taş kaplı bir tümülüs olan yapının mezar odası, 1 ila 1.2 metre derinliğe uzanıyor. Arkeologlar, mezarda bulunan değerli eşyalar ve silahların; bölgede askeri ya da siyasi lider konumunda olan seçkin bir savaşçıya ait olduğunu gösterdiğini belirtiyor.
Mezar odasından çıkan en dikkat çekici buluntular şunlar:
-
Bronz Hançer: Yakın dövüş silahı olarak kullanılan bu hançer, ölen kişinin sadece değerli eşyalara sahip biri değil, doğrudan askeri bir rolde bulunduğunun en net göstergelerinden biri olarak kabul ediliyor.
-
Diyorit Topuz Başı (Sorguç/Yetki Sembolü): Yaklaşık 400-500 gram ağırlığında, özenle şekillendirilip cilalanmış diorit taştan yapılan bu topuz başının ortasında ahşap ya da kemik sapa takılabilmesi için delik bulunuyor. Güney Kafkasya’daki taş işçiliğinin gelişmişliğini gösteren bu nesnenin, pratik bir silahtan ziyade liderlik, rütbe ve otoriteyi simgeleyen törensel bir obje olduğu düşünülüyor.
-
Ok Uçları: Bölge dışından ticaret veya ağlar yoluyla getirildiği düşünülen iki siyah obsidyen ve dokuz çakmaktaşından oluşan ok uçları da mezarda ele geçirildi.
Kazı çalışmalarında gün yüzüne çıkarılan dokuz adet çakmaktaşı ok ucu, koyu meşe kırmızısı tonları, kusursuz işçiliği ve hassas formlarıyla mezardaki kişinin yüksek statüsünü bir kez daha tescilliyor.
Dönemin sosyal ve askeri dokusuna da ışık tutan bu nadide eserler, silahların ve otorite simgelerinin toplumsal hayatta ne denli kritik bir yer tuttuğunu gözler önüne seriyor. Önemli bir akademik vizyonla yürütülen bu keşif, Keshikchidagh Bilimsel Arkeolojik Kazıları ve 6. Yaz Okulu projesi kapsamında hayata geçiriliyor. Proje; bölgedeki kültürel mirası korumak ve gelecek nesillere aktarmak üzere uzmanları, akademisyenleri ve genç gönüllüleri aynı sahada buluşturuyor.
Azerbaycan Ulusal Bilimler Akademisi (ANAS) Arkeoloji ve Antropoloji Enstitüsü’nden arkeolog Vagif Asadov liderliğinde yürütülen kazılarda elde edilen seramikler ve diğer kalıntılar incelemeye alınırken; mezarın yaşını ve detaylarını netleştirmek için Tokyo ve Miami Üniversitesi laboratuvarlarında radyokarbon testi yapılması planlanıyor.
Rezerv uzmanları şu sıralar, çıkarılan seramik eserler başta olmak üzere tüm buluntular üzerinde ilk restorasyon ve laboratuvar çalışmalarını titizlikle yürütüyor. Eserler, gerekli belgeleme süreçleri tamamlandıktan sonra rezervin zengin koleksiyonuna dahil edilecek.
Öte yandan araştırmacılar, dönemin tarihlendirmesini daha kesin bir doğrulukla yapabilmek için kapsamlı radyokarbon analizlerine hazırlanıyor. Bu doğrultuda alınacak numuneler; incelemeler için Japonya’daki Tokyo Üniversitesi Müze Merkezi’ne, Türkiye’deki TİKA’ya ve ABD’deki Miami Üniversitesi Woods Laboratuvarları’na gönderilecek.
Keshikchidagh Vadisi’nde aralıksız devam eden bu kazılar, Bronz Çağı Azerbaycan’ı ve genel olarak Güney Kafkasya tarihi adına paha biçilmez yeni arkeolojik kanıtlar sunuyor. Bölgede köklü dönüşümlerin yaşandığı o çalkantılı döneme ışık tutan kurganlar; sosyal statü, savaş kültürü ve ticaret ağlarının gizemini gün yüzüne çıkarmaya devam ediyor.
Nereye Dergisi’nin Habere Dair Yorumu
Bu keşif, Güney Kafkasya’nın Tunç Çağı’ndaki karmaşık sosyal yapısını ve güç dinamiklerini anlamamız açısından heyecan verici bir yapboz parçasını daha yerine oturtuyor. Bilindiği üzere Kafkasya, coğrafi konumu gereği tarih boyunca hem göçebe bozkır kültürlerinin hem de Yakın Doğu medeniyetlerinin buluşma ve etkileşim noktası olmuştur.
Mezarın içindeki diyorit topuz başı detayı bizce arkeolojik açıdan en büyüleyici kısım. Diyorit, sert ve işlenmesi son derece güç bir taştır; bu malzemenin bu denli kusursuz biçimlendirilmesi, o dönemde ustalaşmış bir zanaatkâr sınıfının varlığını kanıtlar. Ayrıca topuzun fiziksel bir silahtan ziyade “liderlik ve otorite” (sorguç/asa başı gibi) sembolü olarak kullanılması, o dönemde toplulukların başında net bir askeri-politik aristokrasinin yer aldığını, gücün ve hiyerarşinin simgelerle tescillendiğini gösteriyor.
Yanındaki bronz hançer ve obsidyen ok uçlarıyla birleştirildiğinde, bu kurganın sıradan bir bireye ait olmadığı; adeta dönemin “komutanına” veya “beyine” yakışır bir ihtişamla, öbür dünya inancının gereklilikleri gözetilerek tasarlandığı anlaşılıyor. Gelecek dönemde yapılacak karbon-14 ve izotop analizleri, muhtemelen bu savaşçının tam olarak nereden beslendiğini, coğrafi hareketliliğini ve dönemin ticaret ağlarını daha net gözler önüne serecektir. Tarih, toprağın altından sessizce fısıldamaya devam ediyor; bu tür buluntular da geçmişin gizemli kodlarını çözmemiz için bize en güçlü anahtarları sunuyor.
Haber: Tolga Candur




