Nereye Dergisi
Arkeoloji, Tarih, Gezi, Seyahat ve Yaşam Kültürü Dergisi

Antik Medeniyetlerin Kötü Şöhretiyle Nam Salmış Tarihin En Köklü 11 Laneti

Lanetler, insanoğlunun inanç beslediği ve doğaüstü dünyayı derinlemesine tahlil ettiği zamandan beri var olagelmiştir. İnsanlık tarihinde intikam peşindeki tanrılar ve habis ruhlar, laneti alan kişinin talihine musallat olmak üzere çağrılmışlardır.

0 1.165

Lanetler, insanoğlunun inanç beslediği ve doğaüstü dünyayı derinlemesine tahlil ettiği zamandan beri var olagelmiştir. İnsanlık tarihinde intikam peşindeki tanrılar ve habis ruhlar, laneti alan kişinin talihine musallat olmak üzere çağrılmışlardır.

İnsanların kötü niyetli kişilerden kendilerini sakınmak ve yaptıkları kötülüklerin bedelini ağır ödetebilmek üzere kullandıkları lanetlerle ilişkin delilleri yaklaşık 6000 yıl öncesine, yani Antik Sümer (Sümerce: eme-gi/eme-g̃ir) kültürüne dayanan bir geçmişte bulmak mümkündür. Keza arkeologlar muhtemel hırsızların gözünü korkutmak maksadıyla büyük Firavunların (Arapça: فرعون Fir’awn; İbranice: פַּרְעֹה Parʻō) mezar duvarlarına oyulmuş lanetlerin varlığına rastlamışlardır. Kitâb-ı Mukaddes (Mukaddes Kitap veya Kutsal Kitap) tutun da Hindu Vedaları (Vedik İlahileri) ve Kur’an’a (Kur’an-ı Kerim) uzanan pek çok dinsel metinlerin tümünde muhtelif lanetlerden bahsedilmektedir.

Beşeri (İnsan) medeniyetinin genel coğrafyasına şöyle bir dönüp baktığımızda, lanetlere tarihin muhtelif dönemlerinde ve nice kültürlerde rastlamak mümkündür. Neticede lanetlerin paylaştığı ortak nokta, uğursuz bir ruha maddi âlemin ötesinden gelen bir talihsizliğe maruz bırakmaktır.

Nam Salmış Antik Lanetler

Antik Mısır, Avrupa ve Hindistan’dan günümüze kadar ulaşan metinlerde tarihin nam salmış antik lanetleri çoğunlukla karşımıza rastlanmaktadır.

Tutankamon’un Laneti

Arkeolog Howard Carter’ın 1923 yılında keşfettiği Mısır’ın en geç firavunu Tutankamon’un mezarı, tamamen tahrip edilmemiş olması ve hâlâ bir firavunun gömüleceği alanın tüm hazineleriyle ve etrafındaki eşyalarla kaplı olması hasebiyle kısa sürede büyük bir sansasyon yaratmıştı. Ne yazık ki bu, aynı zamanda bölgeye ilk girenlerin de kendileri olduğu sonucunu doğuruyordu.

Howard Carter (diz çökmüş), Mısırlı bir işçi ve Arthur Callender, Firavun Tutankamon’un mezarındaki mezar tapınakları eşiğinde.

Nitekim müteakip yıllarda Carter’ın arkeolojik kazı ekibinden bazı kişiler aralarında muhtelif nedenlerle hayatını kaybetmiş, yangına ve sel felaketine maruz kalmışlardır. Hatta pek çok kimse bu musibetlerin mumyanın lanetinin bir sonucu olabileceğini düşünmüştür.

Björketorp Runik Taşı

İskandinavya (Nordik Ülkeler), üzerlerinde çeşitli metinlerin yazılı olduğu ve bazılarının içinde lanetlerin de işlendiği epeyce sayıda tarihî runik taşa ev sahipliği yapmaktadır.

Muhtemelen bu taşların en bilineni İsveç’teki Björketorp Runik Taşı‘dır. MS 6. yüzyılda yapılmış olan bu runik taşın yüksekliğinin yaklaşık 14 fit (4.2 m) olduğu belirtilmektedir.

Runik taşının bir yüzünde “Felaketi görüyorum” yazısı yer almaktadır. Öte yandan, runik yazının sahibinin gücüne gönderme yapan bir transkripsiyon (çevriyazı) da bulunmaktadır. Buna göre runik taşı yerinden oynatan ya da kıran herkes lanetlenip sinsice ölüme ve felakete sürüklenecektir.

Söz konusu runik taşı hâlâ bozulmadan durmakta, bu nedenle bu lanetin doğruluğunun kanıtlanması gerekmektedir.

Şiva’nın Brahma Üzerindeki Laneti

Muhtemelen 4. yüzyıldan kalma kadim Hindu metinlerine dayanarak, Hindu dininde yaratılış tanrısı olan Brahma (Sanskrit: ब्रह्मा) ve koruyucu olarak tanınan tanrı Vişnu (Sanskritçe: विष्णुHer şeye Nüfuz Eden”) arasında hangi tanrının daha güç sahibi olduğu hususunda bir çekişme yaşanmıştır.

Bu çekişme yaşanırken ortaya dev bir Şiva Linga (Sanskrit: लिङ्ग, okunuşu: liṅgaişaret, sembol veya damga“; Lingam) — Şaivizm’de Hindu tanrısı Şiva’nın soyut veya anikonik bir temsili — kült nesnesi ortaya çıktı. Şiva (Sanskritçe: शिव) daha sonra iki tanrıdan Linga’nın gerçek uzunluğunu ölçmelerini istemiş ve bu işlemi en kısa sürede kim yaparsa onun üstün ilan edileceğini söylemişti.

Bu durumun mutlak kudret sahibi Şiva’nın bir sınavı olduğunu Vişnu derhâl anlamış, zira Şiva’nın büyüklüğü ve her şeye kadir oluşu hiçbir zaman ölçülemezmiş. Ne var ki, Vişnu’ya karşı üstünlüğünü kanıtlamak isteyen Brahma, Şiva’ya yalan söyledi. Linga’nın her iki ucunu da gördüğünü bildirdi.

Bu yalan yüzünden Şiva onu kimsenin kendisine tapmaması konusunda lanetledi. Günümüzde Brahma’yı anmak amacıyla kutlanan bir Hindu bayramı yoktur.

Tapınak Şövalyeleri’nin Laneti

Herkes 13. Cuma’nın uğur getirmediğine dayanan batıl inancı (hurafeyi) mutlaka bilse de, oysaki bunun gerçekte nereden kaynaklandığını bilen pek az kişi bulunmaktadır.

Fransa Kralı Philip 14. yüzyılın başlarında Tapınak Şövalyeleri‘nin İngilizlere karşı yürüttüğü savaşı finanse etmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirmiş ve bu parayı geri ödemek istememişti. Bu yüzden 13 Ekim 1307 Cuma günü Kral Philip, Papa V. Clement ile işbirliği yaparak onlara beklenmedik bir saldırı düzenleyip mutlak bir yenilgiye uğrattı.

Gelgelelim, kral bu intikamdan kaçamadı. Bu arada Şövalyelerin lideri Jacques de Molay yedi yıl süresince hapiste tutuldu, kendisine çeşitli işkencelerde bulunuldu ve sonunda kazığa bağlanıp yakıldı. De Molay, halka açık infazından evvel Kral’a ve Papa’ya tez vakitte ölmelerini lanetlemiş ve ayrıca Capet Hanedanı‘nın (Fransa Hanedanı) da yıkımla neticelendirilecek cinsten (tarihe karışmasını) lanetler savurdu.

Kuşkusuz, bir yıl içinde hem Papa V. Clement hem de Kral Philip esrarengiz bir ölümle hayatlarını kaybettiler. Üstelik Kral Philip’in üç oğlu da, tıpkı tek erkek torunu gibi, önümüzdeki birkaç yıl içinde öldü. Bu ölümlerin neticesinde Fransa tacı Valois Hanedanı‘na geçerek Capet Hanedanı‘nın hükümdarlığına nokta koydu.

Günümüzde 13. Cuma hâlâ uğursuz/şanssız bir gün olarak kabul edilmektedir.

Antik Latin Lanetleri

Latin Amerika keşfedilecek lanetler konusunda kendisine düşeni fazlasıyla yapmaktadır.

Meksika Menşeli Mal de Ojo (Nazar/Kem Göz)

Mal de Ojo” veya “Kem Göz/Nazar“, gerek Latin Amerika kültürü gerekse beşeriyet/insanlık tarihi genelinde kullanılan en yaygın lanetlerden biridir. Kökenleri Antik Yunan, Roma ve Akdeniz medeniyetine kadar uzanmakta olup, bazı sembollerinin mazisi Akdeniz’de M.Ö. 1500’lere kadar uzanmaktadır.

Mal de Ojo” lanetinin, üzerine bakılan kişiye kötü şans ve hatta bedenen zarar verdiği söylenmektedir. Bu lanet, bir kişiye karşı odaklanan menfi düşüncelerde ve enerjilerde görüldüğü üzere maksatlı da olabilmektedir. Öte yandan, Latin kültüründe nazarın/kem gözün istem dışı olarak da, bilhassa da güzel çocukların üzerine değdirilebileceğine inanılmaktadır.

Bu inanışa göre, kim güzel bir çocuğa kıskançlık ya da kötü niyetle bakarsa, bu çocuğun hastalanmasına ya da yaralanmasına neden olur. Halk arasında bu lanete çözüm bulmak amacıyla, bakışın ardından hemen çocuğa dokunmak, kötü enerjiyi uzaklaştırmak üzere çocuğun başına yumurtanın sürtülmesi ve kötü niyeti defetmek niyetiyle muhtelif türlerde tılsımların (muskaların) takılması gibi pek çok farklı ritüel/ayin geliştirilmiştir.

Santeria Lanetleri

Santeria, Afro-Kübalı ve Katolik geleneklerinden beslenen bir inanç sistemidir. Bu sistem, insanların fiziksel dünyası ile Orişalar’ın (Orisas/Orixas) ruhani (spiritüel) dünyası/âlemi arasında köprü kurmaya odaklanmaktadır. Söz konusu bu ruhani (tinsel) varlıklar, iki âlem arasında bir portal (geçit) oluşturduğuna inanılan sunaklar (altarlar) üzerinde gerçekleştirilen ritüeller (ayinler) yoluyla hem kutsamalar (nimetler/lütuflar) hem de lanetler bahşedebilmektedir.

Santeria mensupları ruhani rehberleriyle bağlantı kurmak ve onlardan medet ve rehberlik dilemek niyetiyle danslar, kan ritüelleri ve kurban edilen hayvan törenleri düzenlemektedir. Pek çok mensupları bu ritüellerin yalnızca topluluğun menfaati gözetilerek yapıldığını söylese de diğerleri lanetlerin intikam almak ya da yanlış algılanan bir davranışı telafi etmek üzere de kullanıldığına inanmaktadır.

La Llorona (“Ağlayan Kadın”/”Beyazlı Kadın”)

La Llorona” lanetinin kökenlerinin yüzlerce yıl öncesine, İspanyol halk kültürüne (folklor) kadar dayandığı söylenmektedir.

Anlatılan en yaygın hikâyede, zengin bir adamla evlenen fakat onu sahiden sevmeyen ”Maria” adında kendini beğenmiş ve güzel bir kadından bahsedilir. Buna rağmen çiftin iki çocuğu olur.

Evlilikleri önümüzdeki birkaç yıl içinde sevgiden ziyade tamah ve gösterişten kaynaklanan bir birlikteliğe dönüşerek kötüye gider. Günlerden bir gün Maria, kocasını ve çocuklarını başka bir kadınla dışarı çıkarken görür. Öfkeden patlayan Maria, iki çocuğunu kaptığı gibi nehre atar ve ölümlerine sebep olur.

Üzüntüden çılgına dönen Maria ardından kendisini de aynı nehirde boğarak hayatına son verir.

Ne var ki, işlediği şeytani eylem yüzünden ebediyen nehir ve göl kıyılarında dolaşıp ölmüş çocuklarını aramak üzere lanetlenmiştir. Bazılarına göre geceleyin kadının feryatlarını duyabiliyorsunuz ve şayet oradan kaçmazsanız sizin canınızı alabiliyor. Bu tür feryatların genellikle çocukları ya da aldatan kocaları hedef aldığına dair muhtelif rivayetler vardır.

Antik Roma Lanetleri

M.Ö. 625’ten M.S. 476’ya kadar varlığını sürdüren Antik Roma’da muhtelif lanetler hayatın bir parçasıydı.

Kırık Ayna Laneti

İlgili Yazılar

Ayna kırıldığında yedi yıl boyunca şanssızlık/uğursuzluk yaşayacağınızı hemen hemen herkes duymuştur.

Söz konusu bu lanetin kökeni Antik Roma‘ya dayanmaktadır. Kadim Romalılar insan ruhunun her yedi yılda bir yenilendiğine ve bu süre zarfında uğradığı hasarı onardığına inanırlardı. Ayrıca bir aynadaki yansımanın ruha bakabilmenin bir başka şekli olduğunu düşünüyorlardı.

Örneğin bir aynayı kırarsanız, ruhunuzu da kırmış olursunuz ve ruhunuzun yenilenmesi için yedi yıllık bir döngüden geçmesi gerekir. İnsan ruhu yenilenene kadar, kırılmış ruhu sebebiyle talihsizliklere maruz kalırdı.

Roma Lanet Tabletleri

Antik Roma’da üzerinde farklı lanetler yazılı bulunan tabletleri Romalılar değişik amaçlarla kullanmışlardır.

Bu tabletlerin kullanım amaçlarından biri de ölülerin yardımını istemekti. Pek çok Roma mezarı üzerinde bu tabletler bulunmaktadır. Bunlar genellikle belirli bir tanrıdan, o tanrının kendilerine kötülük ya da talihsizlik getirmesi suretiyle birinden intikam almak üzere medet umuyorlardı. Bunun karşılığında, mesajı yazan kimse tapınaklarına adak sunacağına dair söz verirdi.

Romalılar bu tabletleri eşiklerin önüne ya da evlerin önündeki ağaçlara gömerek lanetler yağdırırlardı. Bu tabletlerin hedeflerin evlerine yakın olmasının tanrıları onlara yaklaştırarak lanetlenmelerini kolaylaştıracağını düşünüyorlardı. Ayrıca bir su kütlesine lanet tableti konulması da oldukça yaygındı.

Lanetli Bebekler

Nam salmış Voodoo bebekleri misali, kadim Romalılar da minyatür bebekleri hedeflerini lanetlemek maksadıyla onların suretlerine benzeyen kuklalar niyetine kullanıyorlardı. Bazen lanet bebeklerini bir lanet tabletiyle birlikte kullanırken, bazen de bebekleri tek başlarına kullanıyorlardı. Bu bebekler genellikle kurşundan ya da bronzdan yapılıyordu.

Bebeklerin etkili bir lanet bebeği olabilmeleri için birtakım kriterlere uymaları gerekiyordu:

  • Oyuncak bebek üzerinde hedef kişinin adı bulunmalıydı.
  • Bebeğin kol ve bacakları gövdenin arkasına doğru bükülmüş olmalıydı.
  • Bebek çivilerle şişlenmişti.
  • Başı ya da ayakları arkaya dönüktü.
  • Bir mezara yerleştiriliyor, hedef alınan kişinin yaşadığı yerin yakınına ya da bir su birikintisine bırakılıyordu.

Neticede, bu tür bebekler lanet tabletleri ile aynı amaca yönelik olmakla birlikte, üzerinde her zaman kesin yönlendirmeler bulunmaz ya da belirli bir ilaha hitaben yazılmazdı.

Dido’nun Troya Üzerindeki Laneti

Roma’nın dillere destan mitolojik kahramanlarından Aeneas’ın bir zamanlar sevgilisi olan Dido (Kartaca kraliçesi) tarafından lanetlenişi Roma edebiyatının en önemli konularından biridir.

Efsaneye bakılırsa Aeneas, Truva prensi Anchises ile tanrıça Venüs’ün oğluydu. Truva Savaşı’nın efsanevî bir kahramanı ve Roma’nın kurucuları Romulus ve Remus‘un atasıydı. Kendisi Roma halk edebiyatının ilk hakiki başkahramanı olarak görülmektedir.

Truva’nın M.Ö. 1180 civarında yıkılışından sonra, Aeneas Kartaca (Latince: Carthago) kentinde kendine sığınacak güvenli bir liman bulur ve bu yerde Kartaca Kraliçesi Dido ile hayatını birleştirir. Dido bu evliliği, tüm topraklar üzerinde ortaklaşa hüküm sürebilmeleri karşılığında teklif etmiştir. Yine de yapılan bu evlilik düzmece bir anlaşmadır ve annesi Venüs‘ün ısrarıyla Aeneas ve yanındaki grup gece karanlığında oradan kaçmışlardır.

Bu ihanet karşısında Dido o kadar öfkelenmiştir ki, Troya ve Kartaca‘nın birbirlerine ebediyen düşman olacaklarına dair bir lanet okur ve bu da sonunda Pön Savaşları’na (M.Ö. 264-146) zemin hazırlar.

İncil’deki Görünen Lanetler

Kitâb-ı Mukaddes içerisinde geçen lanetler İbrani kavmine hitaben kaleme alınmıştır ve bu tür lanetlerin genelde bir kimsenin ya da zümrenin Tanrı’yla arasındaki ilişkiyle bağlantısı bulunmaktadır. Bu lanetlerin geçtiği Kitâb-ı Mukaddes’in Eski Ahit veya Eski Antlaşma (arkaik tabirle “Ahd-i Atik”) kısımları M.Ö. 1200 ile 165 yılları arasında muhtelif dönemlerde yazıya aktarılmıştır.

Kabil’in Laneti (Adem’in Oğlu)

Kitâb-ı Mukaddes’in herkesçe malûm kıssalardan biri de Kabil’in kardeşi Habil’i öldürmesidir. Âdem ve Havva’nın dünyaya gelen ilk iki oğlu Kabil ve Habil‘dir. Hem Habil hem de Kabil (Kayin) Tanrı’ya sunaklar takdim etmişlerdir. Ne var ki, Tanrı, Habil’in sunularını tercih edince Kabil kardeşini iyice kıskanıp onu öldürmüştür. Hatta işleri zora sokmak pahasına, bu konuda Tanrı’ya yalan söylemiştir.

Oysa her şeyi bilen (hikmet sahibi) Tanrı, Kabil’in söylediği yalanı biliyordu ve bunun üzerine Kabil’in üzerinde, ekip biçmeye çalıştığı tüm toprakların boş kalacağı bir lanet koydu. Bunun neticesinde Kabil artık ürün yetiştiremez oldu ve sürgüne gönderilerek Aden bahçesinin doğusunda, Nod topraklarında başıboş dolaşmaya başladı, ta ki sonunda ilk oğlunun adını verdiği Enok/Hanok (Kuran’da Hz. İdris olarak anılıyor) kentini inşa edene kadar.

Kabil’in işlediği kötülükler ve hilekârlıklarla insanların masumiyet dönemini sonlandırdığına inanılmaktadır. Bazı Kitab-ı Mukaddes âlimleri söz konusu bu lanetin günümüzde de insanlığın bağrında/yüreğinde yaşamakta olduğunu ileri sürmektedir.

Hâm’ın Laneti (Nuh’un Oğlu)

Kitab-ı Mukaddes içerisindeki en ihtilaflı ve alışılmadık lanetlerden biri Nuh ve oğullarıyla ilgili bir kıssadan gelmektedir.

Bu kıssaya bakılırsa, Nuh yerleşik hayata geçmiş ve şarap yapıp içtiği bir üzüm bağının başına geçmiştir.

Günlerden bir akşam Nuh’un oğlu Hâm, babasını çadırında sarhoş, çıplak ve sızmış bir hâlde yatarken fark etti. Bu durumunda dışarı çıkıp babasının durumunu iki kardeşi olan Sam ile Yafet‘e anlatınca, ikisi de birlikte omuzlarına giysi atıp, geri geri yürüyerek babasının çıplaklığını görmemek üzere yüzlerini öbür yana çevirdiler.

Bu olan biteni fark eden Nuh, Hâm’ın oğlu Kenân‘ı ve onun soyundan gelen herkesi lanetleyip, Sam ve Yafes‘in soyuna köle olmaya mahkûm etmiştir.

İnsanlar ilerleyen zamanlarda Hâm’ın lanetlenmesi meselesini ırk ayrımını ve köleliği meşrulaştırmak maksadıyla kullanmışlar, nitekim Hâm siyahi birisiymiş gibi tasvir edilmiştir. Dolayısıyla, Hâm’ın soyu siyah derili olmuştur. Bu kıssa Kitab-ı Mukaddes’in önde gelen lanetlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Beytsayda, Korazim & Kefernahum

Kitab-ı Mukaddes‘e göre, söz konusu bu üç kent İsa’nın gerçekleştirdiği mucizelerin çoğuna sahne olmuştur. Günümüzde İsrail’de Tiberias Gölü (Celile Denizi, Celile Gölü ya da Kinneret Gölü) kıyısındaki ”Beytsayda”, ”Korazim” ve ”Kefernahum” adlı bu üç kent paganizm inancına sahipti ve oralarda meydana getirilen mucizelere karşın tutumlarından vazgeçmediler.

Bunun üzerine İsa o kentleri iman eksikliklerinden sorumlu tutmuş ve Kıyamet Günü‘nde ağır acılar çekeceklerini bildirmiştir. Söz konusu bu üç kentin göğe yükselmek yerine cehennemin derinliklerinde yer alacağını beyan etmiştir.

Sodom & Gomora’nın Laneti (Lût Kavmi)

Günahkâr davranışlarda bulunarak Tanrı’nın lütfundan mahrum kalmak, özünde lanetlenmek demektir. Bunun kusursuz bir örneği Sodom ve Gomora‘nın (Lût Kavmi) başına gelenlerdir.

Bu iki kent Tanrı’nın buyruğuna aykırı günahkâr davranışlarda bulunmanın merkezleriydi. Neler olup bittiğini görmeye giden melekler, bu iki kentin sakinlerince etrafı sarılıp, onları rahatsız ettiler.

Melekler neler olup bittiğini görmeye gittiler ve kentlerin sakinlerince etrafı sarılıp onları rahatsız ettiler.

İşledikleri kötülük yüzünden Tanrı üzerlerine ateş ve kükürt yağdırdı ve hem cezalandırmak hem de başkalarına Tanrı’nın buyruklarına itaat etmeleri konusunda bir ibret vesilesi olsun diye kent ve içinde yaşayan halkı helâk etti.

Lanetler Konusunda Güncel Yorumlar

Eskiden süregelen birtakım kadim lanetlerin unutulup gitmesine mukabil, diğerleri günümüzde de geçerliliğini muhafaza etmektedir. Örneğin 13. Cumanın ve Ayna kırmanın uğursuzluk getirdiğini muhtemelen duymuşsunuzdur fakat belki de nereden geldiğini bilmiyordunuz. Habil’in laneti örneğinde görüldüğü üzere dine bağlanan lanetleri de aşina olabilirsiniz. Hatta kültürel konulara dışarıdan bakanlar bile “La Llorona” (“Ağlayan Kadın“/”Beyazlı Kadın“) ve “Tutankamon’un Laneti“ni hatırlayacaklardır. Günümüzde yanlış tutum takınan bazı kimseler hâlâ geçmişte yaşanmış lanetlerin başlarına musallat olabileceğinden endişe duymaktadır.

Çeviri: Burak Yıldız

Bizi takip edin ve paylaşın
error0
fb-share-icon
Tweet 20
fb-share-icon20
Kaynak Oldest

Get real time updates directly on you device, subscribe now.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More