Orta İtalya’daki küçük bir deprem kasabası, doğru şekilde yeniden kurulurken, turizmin nasıl faydalı olabileceğini kanıtlıyor…
San Ginesio’nun ana meydanına vardığımda, ilk gözüme çarpan şey Chiesa Collegiata di Santa Maria Assunta kilisesinin etkileyici cephesi oldu. Orta İtalya’daki bu küçük kasabanın kalbinde, bir Ortaçağ kalesi gibi yükseliyordu. Bir yanında yer alan soğan kubbeli Belediye Kulesi, adeta ona gözcülük yapıyordu. Yaklaştıkça, öğleden sonranın sıcak ışığının, kilisenin kumtaşı cephesini kızılımsı bir tonla yıkayışını hayranlıkla izledim. Fakat güneş bir başka şeyin üzerinden de parlıyordu: kilisenin görkemli Gotik cephesini ayakta tutan ve bazı zarif mimari detayları gizleyen yapı iskelesinin örgüsü.
Kötü bir zamanda gelmiş değildim. Bu geçici destekler, bölgenin yeniden yapılanma sürecinde olduğunun en görünür işaretlerinden biriydi. Ağustos ve Ekim 2016’da, Marche bölgesi (yakınındaki Umbria, Lazio ve Abruzzo ile birlikte) bir dizi yıkıcı depremle sarsılmış, San Ginesio’nun tarihi merkezindeki evlerin üçte ikisinden fazlası yaşanamaz hâle gelmişti. Yaklaşık 556 aile, eşyalarını toplayıp göç etmek zorunda kalmıştı.
Sekiz yıl geçmiş olmasına rağmen, bu ailelerin yarısı hâlâ geri dönmemiştir; zira Ortaçağ surlarının içindeki birçok yapı hâlâ yeniden inşa ediliyor. San Ginesio, bir zamanlar “100 kilisenin kenti” olarak anılıyordu; ancak bugün hiçbiri kullanılmıyor. Güvenli hale gelene kadar ibadete kapalı olan bu kiliselerin Rönesans dönemi eserleri, koruma amacıyla yakındaki Sant’Agostino Oditoryumu’na taşınmış durumda (burası halka açıktır). Olumlu tarafından bakarsak, iskeleler veya beton mikserleri görmek burada artık rahatsız edici bir şey değil. Aksine, bunlar yenilenmenin somut kanıtları, daha güzel günlerin habercileri.

San Ginesio’nun Kültürünü Yaşatmak
Meydanın bir tarafına Chiesa Collegiata hâkimken, tam ortasında San Ginesio’nun en ünlü evladı Alberico Gentili’nin heykeli yükseliyor.Modern uluslararası hukukun kurucularından biri olan Gentili, ülkenin hukuk düzeni ile kilise hukukunu birbirinden ayıran ilk kişiydi. Protestan kimliği nedeniyle 1579’da İtalya’dan sürülmüş, ardından Oxford Üniversitesi’nde kendine bir yuva bulmuştu. Burada medeni hukuk alanında son derece etkili bir figüre dönüştü. Gentili’nin uluslararası bağları güçlendirme mirası, bugün hâlâ San Ginesio’da canlı durumda.
Kasaba, 2021’de BM Turizm Örgütü (eski adıyla UNWTO) tarafından başlatılan “En İyi Turizm Köyleri Ağı”na katılan ilk yerleşimlerden biriydi. Bu girişimin amacı, turistlerin ilgisini kalabalık ve aşırı ziyaretçi alan büyük şehirlerden, kültürel gelenekleri koruyan, biyolojik çeşitliliği teşvik eden ve istihdam yaratan küçük topluluklara yöneltmekti.
Ağ ilk kurulduğunda sadece 44 köy vardı. Bugün bu sayı 129’a yükseldi; 57 köy ise katılım sürecinde. Böylece ağ, 55 ülke ve beş kıta genelinde uzanan bir dayanışma ağına dönüştü.
Bu girişim, San Ginesio’nun felaket sonrası yeniden ayağa kalkma planının temel taşlarından biri. Amaç, kasabayı güzelleştirme yatırımları yaparak turistleri çekmek — ancak bunu küçük, sürdürülebilir ölçekte gerçekleştirmek. Böylece San Ginesio, benzer durumdaki diğer köylere örnek olmayı hedefliyor. Belediye başkanı Giuliano Ciabocco, bana şöyle dedi:
“Bu kasaba her zaman ilerici olmuştur; çağının ilerisindedir.”

Dağların ve Vadilerin Arasında
San Ginesio, Monti Sibillini Ulusal Parkı’nın zirve ve vadileriyle çevrili. Manzarası, daha az turistin uğradığı bir Toskana’yı andırıyor. Yaz aylarında düzenlenen festivallerse kasabanın Ortaçağ geçmişini adeta yeniden canlandırıyor. En dikkat çekici etkinliklerden biri, dört mahallenin —Porta Picena, Ascarana, Offuna ve Alvaneto— kendi kapılarının adını taşıdığı Palio at yarışları. Bu yarışlarda mahalleler, yılın en büyük yerel gurur mücadelesine girişiyorlar.
Daha da büyüleyici olanı ise, 1377 yılında rakip köy Fermo’nun yaptığı ani saldırının tam ölçekli bir yeniden canlandırması. Katılımcılar Ortaçağ kostümleri giyiyor; hikâyeye göre sabah erken kalkıp ekmek yapmak isteyen bir kadın, saldırıyı fark edip kasabalıları uyandırarak istilacıları püskürtmelerini sağlamış. Bu kahramanlık hikâyesi, her yıl aynı tutkuyla yeniden sahneleniyor. Her üç yılda bir, kasabalılar “Sürgünlerin Dönüşü” adlı etkinlikle, Siena’ya sürüldükten sonra kasabaya geri dönen 300 San Ginesio vatandaşını anıyor. Ama belki de en neşeli etkinlik, her yıl düzenlenen Ginesio Fest. Bir hafta süren bu müzik ve tiyatro şöleni, kasabanın adını aldığı aktörler ve müzisyenlerin koruyucu azizi Aziz Ginesius’a adanıyor ve 25 Ağustos’taki yortu günüyle sona eriyor.

Sibillini’nin Balkonu
Ana meydandaki tiyatro binasından çıkıp Arnavut kaldırımlı sokaklarda yürüyerek aşağıdaki manzaraya hâkim yüksek bir seyir noktasına vardığımda, neden San Ginesio’nun “Sibillini’nin Balkonu” olarak anıldığını anlamak hiç zor değildi. Deniz seviyesinden 690 metre yüksekte kurulu bu kasaba, aşağıya doğru uzanan dağ ve vadi manzaralarıyla nefes kesiciydi. Bölge, doğa yürüyüşü ve bisiklet yollarıyla dolu. Ben ise geçmişte Loreto’dan Roma’ya uzanan hac yolunda yürüyen seyyahların izinden gitmeyi tercih ettim ve San Liberato Manastırı’nı ziyaret ettim.
Monte Ragnolo yamaçlarında yer alan bu 14. yüzyıl manastırı, Marche bölgesinden bir Hristiyan aziz olan San Liberato’nun kalıntılarını korumak amacıyla inşa edilmiş. Aziz, dönemin Roma imparatoru tarafından idam edilmişti. Burada yaşayan üç Fransisken keşişten biri olan Kardeş Prosper, bana günlük ibadet düzenlerini anlattı: sabah 6.30’daki dualardan, gece yarısına kadar süren adanmalara kadar… Deprem, manastırın bazı bölümlerini hâlâ kullanılmaz hâle getirmiş olsa da onlar görevlerine devam ediyor.
Bir süre sonra, bana dağ rehberi Mariano Constantini katıldı — uzun beyaz sakalı, bitkileri kolayca tanıyan bakışıyla adeta Sibillini dağlarının bilgeliğini temsil ediyordu. Soğuk rüzgâra rağmen şort ve kolsuz yelek giymişti; öylece, kuşburnu ve yabani çileklerle çevrili hac yolundan geçerek bizi Ragnolo Ovası’na götürdü.
Ova, küçük devedikeni benzeri kardon çiçekleriyle doluydu — Mariano’ya göre bu bitki doğal bir kolesterol düşürücüydü.
Yol boyunca bana, depremin yaşandığı gece ölümden kıl payı kurtuluşunu ve sonrasında haftalar süren arama-kurtarma çalışmalarına katılışını anlattı. Tam o sırada, beyaz Marchigiana inekleri tatlı dağ otlarıyla beslenmek üzere sırtın öte yanına ağır adımlarla geçiyordu. Manzarayı geride bırakıp Ragnolo yamaçlarından aşağı doğru, Lago di Fiastra’ya indiğimizde bambaşka bir dünyaya adım atmış gibiydim.
1950’lerde bir hidroelektrik santrali için oluşturulan bu yapay göl, turkuaz renkleri ve yumuşak eğimli kıyısıyla adeta bir Karayip adasını andırıyordu.
2,8 kilometrelik yürüyüş rotası boyunca her virajda yeni ve daha da etkileyici manzaralar karşımıza çıkıyordu. Güney Avrupa’nın başka bir yerinde olsaydık, böylesine güzel bir gölün kıyısı kalabalık turistlerle dolardı. Oysa burada — çoğu yerel halktan olan – yalnızca birkaç kişi vardı. Kimi güneşin ısıttığı suda yüzüyor, kimi gölgede bira içiyordu.
Anlaşılan o ki, San Ginesio’nun “En İyi Turizm Köyleri” unvanı gerçekten yerini bulmuş durumda.
Bilmeniz Gerekenler
Ulaşım
San Ginesio’ya en yakın havaalanları Ancona (91 km) ve Perugia (95 km) şehirlerinde bulunuyor.
Ancona’ya easyJet (Gatwick’ten) ve Ryanair (Stansted’den) uygun fiyatlı uçuşlar düzenliyor.
Perugia’ya ise Ryanair (Stansted’den) ve British Airways (Heathrow’dan) uçuş sağlıyor.
Trenle seyahat etmek isteyenler için en yakın istasyon Tolentino (17 km). Roma’dan aktarmasız tren seferleri mevcut; buradan Porta Picena durağına giden otobüslerle San Ginesio’ya ulaşılabiliyor.
Ulaşım ve Gezme
Toplu taşıma sınırlı; otobüs seferleri seyrek (pazar günleri hiç yok). Bu nedenle bölgeyi gezmenin en kolay yolu araba kiralamak.
Bu sayede dağ köylerini ve sessiz sahil kasabalarını rahatlıkla keşfedebilirsiniz.
Özellikle Torre di Palme, bölgedeki en güzel tepe yerleşimlerinden biri:
Arnavut kaldırımlı sokakları, bal rengi kiliseleri ve Adriyatik Denizi’ne bakan geniş manzarasıyla büyüleyici. Hatta sık sık yeni evlenen çiftlerin fotoğraf çektirdiğini ya da havada uçuşan konfeti tanelerini görebilirsiniz.
Bölgede 100 km’den fazla bisiklet yolu bulunuyor. Yeni rotalarla göllere, şelalelere ve San Ginesio’nun Ortaçağ surlarının çevresine uzanan dairesel güzergâhlar da planlanıyor.
Ancak unutmayın: arazi epey engebeli. Yola çıkmadan önce eğim derecesini mutlaka kontrol edin.
Yeme-İçme
İtalya’da olup da güzel yemek yememek neredeyse imkânsız — Marche bölgesi de bu geleneği sürdürüyor.
Bölgenin özel yemeği vincisgrassi: yavaş pişmiş domuz etli ragu ve kat kat makarnadan oluşan, lazanyaya benzeyen bir yemek.
Bazı varyasyonlarda makarna yerine polenta kullanılıyor — kuzeyde çok sevilen bu mısır unlu hamur, burada da etli sosla kat kat hazırlanıyor.
Denemeye değer diğer lezzetler arasında:
- Zeytin dolması ve kızartması
- Ciauscolo: sarımsak aromalı, sürülebilir yumuşak bir salam
- Cremini: vanilyalı kremayla doldurulup kızartılmış tatlı hamur topları
Geleneksel mutfağı ciddiyetle yaşatan yerel restoranlardan bazıları:
Il Ristoro del Borgo (San Ginesio merkezinde),
Ristorante Isolina ve yakındaki Camporotondo di Fiastrone köyündeki taş yapılı Osteria Il Sigillo.
Yazı: Katie McGonagle
Çeviri: Gamze Kamacı

