Nuh Tufanı Kütlesel Mi? Yoksa Bölgesel Bir Felaket Mi? Bölüm -1-

Tufan doğaüstü bir güç ve tanrısal bir müdahale miydi? Yoksa tamamen bilimsel olarak açıklanan sebeplerden mi? Oluştu. Bu güzel yazıyı mutlaka okumalısınız.

Hz. Adem’in Yaratılışı ve tufan
0 241

İncil’in sözlü yorumlanmasına yönelik eleştirilerde, Genesis(1) tufanının şehir bölgesel olarak gerçekleştiği savunulmuştur. Tufanın küresel olduğunu savunan İncil tercümanları ve kökten dincileri ise bu eleştirilere şiddetle karşı çıkmışlardır. Ancak, septiklerin haklı oldukları bir nokta var; en azından tufanın küresel olduğunu savunanlar, gerçekten de dünya çapında gerçekleştiğine dair inandırıcı bir bilimsel açıklama getirmeyi başaramadılar. İleri sürülen teoriler, vaporcanopy(2) ve hidro-levha teorileri gibi, bilinen jeolojik teoriler ve gerçeklerle çelişmektedir.Tufan, doğaüstü bir güç veya tanrı müdahalesi ile açıklanabilirken bu açıklamalar bilimsellikten uzak ve ampirik bilimlerde kabul edilmemektedir.

Dergimizde Yayınlanan Diğer Yaratılış Araştırmaları İçin Tıklayınız

Karadeniz’in Harita Görünümü

İncil’deki Tufandan Bir Tane Daha Yok

Tufanın bölgesel olduğuna inananlar Dicle ve Fırat nehirlerinin taşması ve onu takip eden olağanüstü bir fırtınanın oluşması sonucu meydana geldiğine dair geçici görüş birliğine girmişlerdir. Ancak örnek verecek olursak nehirlerin taşması sonucu ortaya çıkan selin alabildiğince yıkıma neden olmuş olabileceğini hayal etmek zordur. Tek bir olay olarak nitelendirilen tufanın büyüklüğü ve ölçeği, zamanla tekrar eden nehrin taşması ile çarpıcı bir şekilde çelişmektedir. Tufanın üzerinden, dahası çok nadir görülen bin yıllık taşkınların tekrardan oluşması için yeterli zaman geçmiş olmasına rağmen, İncil’deki tufanın tek bir olay olduğu açık bir şekilde açıklanmıştır.

Nuhun Gemisinde İnternet Vardı Haberini Buradan Okuyabilirsiniz

Eğer taşkınlar yeterli değilse, Nuh Tufanına özgü ayrıntıları açıklayabilecek başka alternatif nedenler bulunuyor mu? Son yirmi yılda yapılan kapsamlı bilimsel araştırmalar, Akdeniz’in Çanakkale Boğazına karışmasıyla Karadeniz’in deniz seviyesini yüzlerce fit yükselttiği zaman Karadeniz’in, Akdeniz’den izole edilmiş çok daha küçük bir tatlısu gölü olduğunu bulmuşlardır.

Titanik enkazını keşfeden sualtı arkeoloğu ve oşinografçısı Robert Ballard, tufanda bu enkazdan esinlenildiğine inanmaktadır. Karadeniz Tufanı olarak bilinen bu hipotez bilim camiasında kabul görüp kesin bölgesel olarak nitelendirilmiştir. Bu makalenin geri kalanında, özellikle Karadeniz Tufanı hipotezinin aksine, Nuh Tufanını deniz seviyesinin biraz altındaki havzanın sular altında kalmasıyla denizde bir oluşumun görülmesiyle savunan genel hipotezin lehine biraz karışık bir görüş savunacağım.

Hipoteze göre, bugün Karadeniz’in görünümü (açık mavi kısım) ve M.Ö. Karadeniz (koyu mavi olan kısım)

Dünyanın Yaratılışı

Başlamak için, septiklerin görüşü olan küresel tufanı biraz daha ileri götüreceğim ve tufanın sadece bölgesel bir olay olduğunu değil aynı zamanda yaratılışın tufandan önce olduğunu da varsayacağım. Yaratılış öyküsünün tüm dünyanın yaratılışını da kapsadığı, anlatılanlara inanmayanlar tarafından bile kabul edilmiştir. İncil’i yorumlayan din adamları karşı çıkacaktı fakat en azından tufanın bölgesel olduğunu iddia edenlerin ne demek istediklerini anlıyorlardı. Fakat, ”bölgesel yaratılış” kavramı en kötü ihtimalle saçma, en fazla da kafa karıştırıcı gibi görünmektedir. Sonuç olarak neden bir yaratılış öyküsü kendisini tamamından ziyade dünyanın belirli bir kısmıyla sınırlasın ki? Bir açıklama da, insanların dünyanın gerçekte olduğu kadar geniş olduğunu kavramamış olmaları ve bu yüzden de yaratılış öyküsünün kapsamını bilgisizlikten dolayı dünyada bildikleri bölümüyle sınırlamış olmalarıdır.

Ancak, neden dünyanın gerçek büyüklüğünün ve genişliğinin farkında olanlar, bütünü yerine dünyanın bir kısmını ilgilendiren bir yaratılış öyküsü hazırlamışlardı ki? Benim için en mantıklı neden bir zamanlar dünyada daha önce eşi benzeri görülmemiş kendi tarihi ve kökeni olan bir yerin olduğu ve böylece bu kişilerin o yerin kendi yaratılış hikayesi olması gerektiğine karar vermiş olmalarıdır.

Nuh’un Gemisinin Karaya Çıktığı Dağın İzlerini Takip Ediyoruz

Joseph Mallord William Turner – Tufan Sonrası Sabahı

’Toprak’’sözcüğünün iki ayrı anlamı vardır: Bunlardan birincisi, içerisinde yaşadığımız gezegen ve bir bütün olarak dünyayı temsil ederken ikincisi ise kara yüzeyinin özü olmasıdır.Öyleyse, yaratılış hikayesi toprak kelimesinin ikinci anlamının aksine birinci anlamı ile yeniden hayal edilirse, biri bölgesel yaratılışın anlamının herhangi bir nedenle yaşanamaz arazinin yaşanılabilir hale dönüşmesi ile açıklayabilir. Peki böyle bir dönüşüm hangi jeolojik süreçlerle gerçekleşmiş olabilir? Bazı örnekler bir buz tabakasının erimesini, deniz seviyelerinde küresel bir düşüş olmasını ve marjinal bir deniz izolasyonu ile bunun ardından kuru bir havza haline dönüşümü ile sınırlı olmamakla birlikte bunları içermektedir. Gördüğümüz gibi, bu örneklerin ilk ikisini, yaratılış anlatılarının geri kalanıyla tutarsız oldukları için dikkate almayabiliriz, ancak üçüncü örnek, belirli anahtar kelimeler ve ifadeler yeniden yorumlanırsa, Yedi günlük yaratılış hikayesi ile çarpıcı bir tutum sergilemektedir.

‘’Universium’’ adlı, 1888 yılına ait siyah-beyaz Flammarion gravürünün renkli versiyonu; bir adam, kürelerin hareketini görmek için düz bir Dünya semasına doğru başını sallarken.

Cennet ve Dünya

Geleneksel Kutsal Kitap kozmolojisinde, gök kubbesinin atmosferin üstünde bulunan geniş, sağlam bir yapı olduğu anlaşılmaktadır. Bir başka deyişle, gök kubbesi karasal bir yapıdan çok göksel bir yapıdadır.
Ancak Kral James’inki gibi, İncil’in daha eski İngilizce versiyonları İbranice olan raqiya sözcüğünü sema olarak çevirirken Holman Hristiyan Standart İncil’i (HCSB) ve İngilizce Standart Versiyonu gibi daha yenileri geniş alan olarak çevirmektedir. Sözlük bilimsel olarak gök kubbe ile tanımlanan semanın aksine, geniş alan, yoruma açık ve bir nitelik (genişlik) gerektiren daha belirsiz bir terimdir.

Eğer bu niteleyici kelime bir gök kubbe yerine bir kara parçası olarak kabul edilirse, o zaman yaratılış anlatısı, uzak geçmişte gerçekleşen gerçek bir jeolojik sürecin ortaya çıkmasına benzemektedir, yani, bir fiziksel bariyerin (semanın) öncekini sonrakinden kesip atması ve ayrık denizin sonradan buharlaşıp kuru bir havza haline dönüşmesi ile ayrık denizin dünya okyanusundan ayrılmasıdır.

Antik Sırlar Bölümümüzü Mutlaka İncelemelisiniz

Fotoğrafın aşağısında görünen Cebelitarık Boğazı, Akdeniz’i Atlas Okyanusuna bağlar.

İncil’in yaratılış anlatısı ile deniz seviyesinin altındaki bir havzanın oluşumu arasındaki benzerlikleri ayrıntılı olarak anlatmadan önce ayrık bir denizin tabanının kuru topraklara dönüşmesiyle ilgili süreçlere genel bir bakış sunacağım. Öncelikle, önemli bir terim olan ayrık ya da marjinal denizden başlayalım: Marjinal deniz, bir su yolu(ları) yoluyla bir okyanusa bağlı herhangi bir denizdir. Bu, örneğin Cebelitarık Boğazı’yla okyanusa bağlı olan Akdeniz’de olduğu gibi tek bir boğaz olabilir; ya da Karayip Denizi ve Güney Çin Denizi’ndeki gibi birkaç su yolu olabilir.

Doğa ve Coğrafya Yazılarımız İçin Tıklayınız

Marjinal bir denizin kuru araziye dönüşmesi için gerekli ve yeterli koşullar nelerdir? İlk olarak okyanustan ayrılmalıdır. Yani, denizi okyanusa bağlayan bütün su yollarının kapanması gereklidir; böylece okyanustan denize veya denizden okyanusa doğru bir su akışı gerçekleşmez. Örneğin, Akdeniz’den yola çıkarsak Cebelitarık Boğazı’nın kapanması, Akdeniz’i Atlantik Okyanusundan ayırmak için yeterli olacaktır. Ancak, Karayip Denizi’ne bakacak olursak, Karayipler’i Atlantik’e bağlayan birçok su yolunun tamamının kapatılması gereklidir.

Karayip takımadaları boyunca yoğun ve sürekli bir volkanik faaliyet döneminin tüm bölgenin deniz seviyesinin üstünde yükselişine neden olduğunu hayal edin, Orta Amerika kıstağının bugünkü hali gibi (Panama Kanalı hariç), bu şekilde Karayipler’in Atlantik’ten ayrılmasına neden oluyor. Bu olayda buharlaşma, toplam yağış ve yüzey akışını aştığı için (1) Karayipler buharlaşacak ve (2) Atlantik Okyanusu tarafından su kütlesinin üzerindeki olumsuz su dengesi yenilenemeyecekti çünkü Atlas Okyanusundan kopmuş olacaktı.

Amerikan Akdenizi’nde okyanus çekilmesi

Eğer raqiya kelimesi göksel bir yapı yerine kara parçasına çevrilirse, Yaratılış 1:7: ‘’Ve Tanrı, ‘Suların ortasında bir genişlik [alan, deniz seviyesinden tamamen yükselmiş Karayip takımadaları] yarattı ve suları [Atlantik Okyanusu] birbirinden [Karayip Denizi] ayırdı.’’ (ESV) Daha sonra, Yaratılış 1:8, Tanrı o geniş alanı Cennet olarak adlandırdı ve Yaratılış 1:9’da da, ‘Tanrı, “Göğün altındaki sular [geniş alan] bir yere toplansın, kuru toprak görünsün,” diye buyurdu ve öyle oldu.’’(3)

Yaratılıştaki bu kısım, Karayip Denizinin nasıl ayrılarak kara ile çevrelenmiş olması için buharlaşmış olmasına paraleldir – gerçekten de İncil’de de yazdığı, geniş alanın altındaki deniz suyu Karayip Havzası’nın en alt seviyelerine ulaşmış ve yerine kuru toprak görünmeye başlamış olurdu.

Yazar Brad Yoon bir yazılım mühendisi ve yazarıdır. Uygulamalı Matematik ve Fen alanlarında lisans derecesi almış, UCLA’da antropoloji bölümünde yüksek lisansını tamamlamıştır. Zamanını kayıp medeniyetler ve diğer eski gizemleri araştırmakla ve yazmakla geçirmektedir. Brad, antik efsaneler, bilim, tarih öncesi jeoloji ve antik anomaliler hakkında AO Premium ile birkaç mükemmel konuşma yapmıştır.

Yazı 2. bölümü ile devam edecektir… Bizimle kalın.

Çevirmen Notları

[1] Ç.N: Yunan kökenli, tekvin veya yaratılış anlamlarına gelen Genesis, Tevrat’ın birinci kitabı olup Dünya’nın yaratılışından bahsetmektedir. (Vikipedi)

[2] Ç.N: Yaratılış 1:6’da yer alan ayetlerden yola çıkılarak Nuh Tufanına kadar atmosferin üzerinde bulunan ve onu çevreleyen bir buhar gölgelik olduğu varsayılmaktadır.

[3] Ç.N: Ayetin çevirisi Bursa Protestan Kilisesinin web sayfasından alıntılanmıştır.

Çeviri: Gülnihal Kafadar

Kaynak Ancient-Origins

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.