‘Kutsal Bir Olay’ Bırakılmış İnsanlar Dünyayı Sorguluyorlar – Bölüm II

Yaratılışın başlangıcı, denizin kuru ve yaşanabilir bir havzaya dönüşmesi hikayesiyle de tutarlılık göstermektedir. Başlangıçta...

Hz. Adem’in Yaratılışı ve Tufan
0 132

Ünlü korkunç Yaratılış tufanı, İncil çevirisini savunan eleştirmenlere göre yalnızca bölgeseldi. Köktendinciler ise tufanın gerçekten de bütün dünyayı kapsadığını iddia etmektedirler. Tufan hikayelerindenhangisi gerçekti? Eski kaynaklar yanlış yorumlanmış olabilir miydi?

Eğer raqiya kelimesi göksel bir yapı yerine kara parçasına çevrilirse, Yaratılış 1:7: ‘’Ve Tanrı, ‘Suların ortasında bir genişlik [alan, deniz seviyesinden tamamen yükselmiş Karayip takımadaları] yarattı ve suları [Atlantik Okyanusu] birbirinden [Karayip Denizi] ayırdı.’’ (ESV)Daha sonra, Yaratılış 1:8, Tanrı o geniş alanı Cennet olarak adlandırdı ve Yaratılış 1:9’da da, ‘Tanrı, “Göğün altındaki sular [geniş alan] bir yere toplansın, kuru toprak görünsün,” diye buyurdu ve öyle oldu.’’Yaratılıştaki bu kısım, Karayip Denizinin nasıl ayrılarak kara ile çevrelenmiş olması için buharlaşmış olmasına paraleldir – gerçekten de İncil’de de yazdığı, geniş alanın altındaki deniz suyu Karayip Havzası’nın en alt seviyelerine ulaşmış ve yerine kuru toprak görünmeye başlamış olurdu.

Yazının Birinci Bölümünü Buradan Okuyabilirsiniz

Nuh Tufanından sonra Tanrı’ya Şükran (1803 yılı civarında Joseph AntonKoch’ın yaptığı resim)

Yepyeni Bir Bütün Dünya

Daha sonra, Tanrı kuru toprakları çağırır ve,‘’Yeryüzü bitkiler, tohum veren otlar, türüne göre tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları üretsin,’’[1] diye buyurmuştur.

Bu pasaj şimdiye kadar, tohumların, meyvelerin ve bitki örtüsünün ilk kez exnihilo (yoktan) var edilmesi olarak çevriliyordu, ancak yeni bir açıdan bakıldığında kara ile çevrelenmiş denizin yatağının, deniz buharlaştıkça kuru ve yaşanabilir bir yer haline dönüşmesi, yeniden zaten var olan flora tarafından yenice oluşmuş yerin kolonizasyonu olarak yorumlanabilir. Aynı iddia, hayvanların, kuşların, balıkların ve insanların yaratılışı için de geçerli. Yaratılış hikayesi, cansız bir maddeden gerçek anlamıyla onların yaratılışından ziyade kısa bir süre önce deniz tabanı iken bu yenice oluşmuş yerin başlangıçta cansız olmasından bahsetmektedir.

Farklı Kültürlerde Yaratılış Hikayelerini Okumak İçin Tıklayınız

Thomas Cole – Tufan Sularının Geri Çekilmesi – 1829

Karanlık Aydınlıkla Buluştu

Yaratılışın başlangıcı, denizin kuru ve yaşanabilir bir havzaya dönüşmesi hikayesiyle de tutarlılık göstermektedir. Başlangıçta, Yaratılış 1: 2’de tarif edildiği gibi, gündüz ve gece yok, sürekli karanlık vardı:‘’Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı’nın Ruhu suların üzerinde hareket ediyordu.’’[2] (ESV)Gerçekten de, deniz karayla çevrelenmeden ve buharlaşamadan önce, sonradan kuru ve yaşanabilir hale gelecek olan topraklar hala denizin dibinde karanlıkta kalmış olurdu.

Ve deniz buharlaşıp gidince daha önce sonsuz karanlığa mahkum bir yer ilk kez ‘’ışık görmüş’’ oldu, Yaratılış 1:3’te de buyurulduğu gibi: ‘’Tanrı, “Işık olsun” diye buyurdu ve ışık oldu. Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı. Işığa ‘’Gündüz’’, karanlığa ‘’Gece’’ adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ilk gün oluştu.’’[3] Işığın yaratılması, eskiden olduğu gibi, ilk kez bir varlığın içerisinde ve varlığın kendisine değil deniz yatağından kuru ve yaşanabilir bir yere dönüşen dünyanın o özel kısmının gece-gündüz döngüsünün başlangıcına atfedilmektedir.

Dinler Tarihi Hakkında Yazılarımıza Buradan Ulaşabilirsiniz

Bölgesel Yaratılış

Yaratılış efsanesini, doğada ‘bölgesel’ olarak yorumlamanın avantajları ve efsanelerin sadece Dünya yüzeyinin belirli bir kısmının deniz yatağından deniz seviyesinin altında kuru bir araziye dönüşümüyle ilgilenmeleri çoktur. İlk olarak Tufan deusexmachina ya da Yüce bir İlah’ın müdahalesine gerek duymaz. Kuru, deniz seviyesinin altındaki bir havza, doğal olarak dengesiz bir jeolojik yapıdır ve sadece “gökyüzünün” varlığıyla sürdürülebilir; yani, havzayı çevreleyen deniz seviyesinin üzerindeki topraklar, suların havza içine dökülmesini önlemektedir.

İlk insanlar gerçekten de deniz seviyesinin altında bir havzanın oluşumuna şahit olsaydı, görkemli bir sürecin birçok nesil boyunca gözlerinden önce açıldığını göreceklerdi. Buharlaşan deniz suyuna yakalanan ölü deniz canlılarının kalıntılarıyla, dağınık çorak topraklar ilk olarak acımasız bir manzarayı gözler önüne sermiş olurdu. Ancak, ilk kez güneş ışığı ile aydınlanmış ve bu deniz canlılarının kalıntılarıyla beslenen çevredeki topraklardan üreyen tohumlar bu ham topraklarda kök salmış olurdu. Ardından komşu topraklardan gelen canlılar ve zaman içerisinde atalarımız görünüşte hiçbir yerde bulunmayan yeni topraklar tarafından uyanan bu merakları, metafor ve mitler yoluyla neyi görmüş olduklarını açıklamaya ilham olurdu. Atalarımız daha sonra bu topraklara yerleştiler, hayatlarını sayısız kuşaklar boyunca o uğursuz güne kadar sürdürdüler, çok eski zamanlardan beri yaşadıkları havzaya suları sızdırmaktan alıkoyan sarnıçlar ve okyanusun kendine ait olanını geri alması…

Antik Sırlar Hakkında Tüm Yazılarımıza Buradan Ulaşabilirsiniz

Çeviri: Gülnihal Kafadar
[3]  3, 4, ve 5. Ayetlerin çevirileri Bursa Protestan Kilisesinden alıntılanmıştır.

[2] Ayetin çevirisi Bursa Protestan Kilisesinden alıntılanmıştır.

[1] Yaratılış 1:11. Ayet, Bursa Protestan Kilisesinden alıntılanmıştır.

Yazının 1. Bölümüne Buradan Ulaşabilirsiniz

Kaynak Ancient-Origins

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.