Kelimenin tam anlamıyla, Mezopotamya ismi Yunanca’da “nehirler arası topraklar” anlamına gelir. Meso “orta” veya “arasında” anlamına gelir. “Potam” nehir anlamına gelen bir kök kelime olup, aynı zamanda “nehir atı” anlamına gelen hippopotamus kelimesinde de görülür. Mezopotamya, günümüzde Irak olan, Dicle ve Fırat nehirleri arasındaki topraklar için antik bir isimdi. Teknik olarak, Verimli Hilal olarak da adlandırılan Mezopotamya, güneybatı Asya’da birkaç başka ülkenin de bulunduğu bölgeleri kapsamaktadır.
Mezopotamya’nın Kısa Tarihi
Mezopotamya’nın nehirleri düzenli bir desende taşarak, dağlardan bol miktarda su ve zengin yeni üst toprak getirirdi. Sonuç olarak, bu bölge insanların tarım ile geçim sağladığı ilk yerlerden biriydi. Mezopotamya’da, 10.000 yıl öncesinden itibaren arpa gibi tahıllar yetiştirmeye başlayan çiftçiler vardı. Ayrıca, koyun ve sığır gibi hayvanları evcilleştirdiler. Bunlar alternatif bir gıda kaynağı, yün ve deri sağladılar ve tarlaları gübrelemek için dışkı sağladılar.
Mezopotamya’nın nüfusu arttıkça, insanlar daha fazla tarım yapılacak araziye ihtiyaç duydular. Nehirlere daha uzak, kurak çöl alanlarına tarlalarını yayabilmek için, kanallar, barajlar ve su yolları kullanarak karmaşık bir sulama sistemini icat ettiler. Bu kamu çalışmaları projeleri ayrıca onlara Dicle ve Fırat nehirlerinin yıllık sel baskınları üzerinde bir derece kontrol sağladı. Fakat nehirler genellikle barajları aşmaya devam ettiler.
En Eski Yazı Formu
Her durumda, bu zengin tarımsal temel, Mezopotamya’da şehirlerin gelişmesine ve karmaşık hükümetlerin ve insanlığın en erken sosyal hiyerarşilerinden bazılarının oluşmasına olanak tanıdı. İlk büyük şehirlerden biri olan Uruk, yaklaşık MÖ 4400 ila 3100 tarihleri arasında Mezopotamya’nın büyük bir kısmını kontrol etti. Bu dönemde, Mezopotamya halkı, kil tabletler üzerine bastırılan kalemtıraşı denilen bir yazı aracıyla ıslak çamur tabletlere baskılanan en eski yazı formlarından biri olan çivi yazısını icat etti. Eğer tablet daha sonra bir fırında (veya kazara bir ev yangınında) pişirilirse, belge neredeyse süresiz olarak korunurdu.
Sonraki bin yıl boyunca, Mezopotamya’da diğer önemli krallıklar ve şehirler ortaya çıktı. MÖ 2350 civarında, Mezopotamya’nın kuzey kısmı, şu anda Falluce’nin yakınında bulunan Akad kentinden yönetiliyordu. Güney bölgesine ise Sümer deniyordu. Bir kral olan Sargon (MÖ 2334-2279), Ur, Lagash ve Umma gibi şehir-devletlerini fethetti. Sümer’i ve Akad’ı birleştirerek dünyanın ilk büyük imparatorluklarından birini kurdu.
Babil’in Yükselişi
Üçüncü bin yılın bir zamanlarında, bilinmeyen kişiler tarafından Fırat Nehri üzerinde Babil adında bir şehir kuruldu. Babil, Kral Hammurabi döneminde, MÖ 1792-1750 yıllarında, ünlü “Hammurabi Kanunlarını kaydederek krallığındaki yasaları düzenlemek için çok önemli bir siyasi ve kültürel merkez haline geldi. Soyundan gelenler, MÖ 1595 yılında Hititler tarafından devrilmelerine kadar hüküm sürdüler.
Sümer devletinin çöküşü ve ardından Hititlerin geri çekilmesiyle oluşan güç boşluğunu doldurmak için Asur kent-devleti devreye girdi. Orta Asur dönemi, MÖ 1390 ile 1076 yılları arasında sürdü. Asurlular, başkentleri Ninova’nın 612 yılında Medler ve Skythians tarafından yağmalanana kadar geçirdikleri yüzyıl süren karanlık dönemden kurtularak tekrar Mezopotamya’da egemen güç haline geldiler.
Babil, Kral Nebukadnezar II döneminde, MÖ 604-561 yıllarında tekrar önem kazandı ve ünlü Babil Asma Bahçeleri’nin yaratıcısıydı. Onun sarayının bu özelliği, Antik Dünya’nın Yedi Harikası’ndan biri olarak kabul edildi.
MÖ 500 civarında, günümüz İran’ından gelen Perslerin etkisi altına giren Mezopotamya bölgesi, Perslerin avantajı olan İpek Yolu üzerinde olmaları ve dolayısıyla Çin, Hindistan ve Akdeniz dünyası arasındaki ticaretten pay alabilmeleri nedeniyle önem kazandı. Mezopotamya, İslam’ın yükselişiyle yaklaşık 1500 yıl sonra İran üzerindeki etkisini yeniden kazanacaktı.
Çeviri: Büşra Eraltuğ


