Bugün kölelik, insanlığın şimdiye kadar işlediği en kötü zulümlerden biri olarak görülüyor; ancak bir zamanlar kölelik, günlük yaşamın bir parçasıydı. Antik Yunan’ın Hellenistik dünyası köleliğe yabancı değildi. Aslında Antik Yunan hakimiyeti döneminde yaşayan köle sayısı tarihin en yüksek sayılarından biriydi. Bu, o dönemde yaşamın temel özelliklerinden biriydi. Ve kaçan bir kölenin kaydedilen ilk örneklerinden biri, Antik Yunan yönetimindeki Mısır’dan veya MÖ 305’ten 30’a kadar süren Ptolemy döneminden geliyor.
Ptolemaik Mısır’da Kölelik ve Kaçan Köle Düşleri
Kaçak bir köleye dair en eski kayıt MÖ 2. yüzyıla aittir. Bu dönemde Mısır Ptolemaiosların egemenliği altındaydı. Bunlar Büyük İskender’in eski generali I. Ptolemy’nin torunlarıydı. Bu dönemde Mısır, Hellenistik dünyanın büyük bir bölümünü oluşturuyordu, ancak İskender’in fethettiği birçok topraktan farklı olarak, Mısır’ı fethettikten sonra kölelik aslında azaldı. Bunun nedeni, köle kullanımının yalnızca özgür emekle rekabet edeceği ve tam bir toplumsal ayaklanmaya yol açacağı korkusuyla yeni Yunan yöneticileri tarafından köleliğin aktif olarak caydırılmasıydı. O zamanlar pek çok Mısırlı para için değil, yalnızca kiracı olarak kalmalarına izin verilmesi için çalışıyordu.
Bununla birlikte Yunanlılar, köleliğin farklı bir biçimini de beraberlerinde getirdiler: Yunan biçimi. Yunanlılar yavaş yavaş Mısır’a girerken kölelerini de yanlarında getirdiler. Bu köleler, Rumların günlük yaşamlarında, özellikle de ticaret, el sanatları ve ev hizmetlerinde büyük rol oynuyorlardı. Bazı köleler de çıraklık yoluyla ek eğitime gönderiliyordu. Bu kölelere çalışmaları için yiyecek ve giyecek ve bazen de öğrenirken yaşam masraflarını karşılamaları için bir miktar para veriliyordu.
Daha önce Mısır’ın taş ocakları veya kraliyet binaları gibi birçok farklı bölgesinde köleler bulunurken, Helenistik dönemde köleler yalnızca Ptolemaik Mısır’da yaşayan Yunanlıların evlerinde bulunuyordu. Bu kölelerin büyük çoğunluğu Yunan veya Mısırlı değil, Helen egemenliği altındaki yabancı topraklardan geliyordu.

Bu dönemde yalnızca Yunanlılar köle almaya gücü yetiyordu çünkü Mısırlılar Ptolemaiosların yönetimi altında aslında çok düşük bir sosyal konuma sahipti. Yine de çok az insan bir veya ikiden fazla köleyi satın alabilecek zenginliğe sahipti. Aslında diğer insanlara sahip olma gücü yalnızca yöneticiler ve aristokrasiydi. Ancak genel olarak Mısır’ın Yunan hükümdarları köle ticaretine kısıtlamalar getirdiler, dolayısıyla muhtemelen kendilerinden önce hüküm süren firavunlardan daha az köleye sahiplerdi.
Kaydedilen İlk Kaçak Kölenin Yabancı Bir İsmi Vardı
Kaçak ya da kaçan bir köleye ilişkin bu ilk kayıt, Mısır’ın kumlarının altında gömülü bulunan bir papirüs parçası üzerine yazılmıştı. Nilus olarak da bilinen Hermon’un hikayesini anlatıyor. Hermon Bambyce’de doğmuş bir Suriyeliydi. Hermon, Yunan stoacı filozof Chrysippus’un oğlu Aristogenes’e aitti. Ve Hermon 18 yaşındayken kaçtı. Kaçışını belgeleyen papirüs parçası aslında geri dönüşü için bir çağrıdır ve şöyledir:
“Yaklaşık 18 yaşında, orta boylu, sakalsız, iyi bacaklı, çenesinde gamzeli, burnunun sol yanında bir ben, ağzının sol köşesinde bir yara izi, sağ bileğinde iki barbar harfli dövmesi var. Yanına üç altın para, on inci, üzerinde yağ matarası ve strigillerin tasvir edildiği bir demir yüzük almış, üzerinde bir pelerin ve bir peştamal var. Bu köleyi geri getirene 3 kilo bakır verilecek. Eğer onu bir türbede işaret ederse, 2 kilo bakır. Eğer onu güçlü ve davaya açık bir adamın evinde gösterirse, 5 kilo bakır.” (Aktaran: Combing, 2014)
Bakırın ağırlığı yetenekleri ifade eder. Bu nedenle köleyi geri veren adam, karşılığında üç bakır para alacaktır. Tapınak, Akdeniz’deki kölelerin tapınak kutsal alanlarına sığınma geleneğini ifade ediyor. Önemli bir adamın evi, Mısır’dan kaçmanın neredeyse imkansız olacağı için Hermon’un başka bir köle evine girmiş olabileceği gerçeğine işaret ediyor. İlginç bir şekilde Hermon, daha az önemli görünen ancak Aristogenes’in hâlâ geri dönmesini istediği bir arkadaşıyla birlikte kaçtı:

“Onunla birlikte Kallikrates’in kölesi, sarayın baş kâhyalarından biri olan, kısa boylu, geniş omuzlu, sağlam bacaklı, parlak gözlü, bir dış giysi ve bir köle peleriniyle yola çıkan Bion da kaçtı. Altı bakır para ve 5000 drahmi değerinde bir kadın elbisesi.” (Aktaran: Combing, 2014)
Kölelere Gösterilen Muamele ve Cezalandırma
İkisinin hayatta kalıp kalmadığı bilinmiyor, ancak yakalanmaları halinde büyük ihtimalle ağır cezalarla karşı karşıya kalacaklar, muhtemelen damgalanma veya uzuvlarının kesilmesi gibi. Bion’un kaçtığı elbisenin, oldukça trajik bir şekilde, Aristogenes’in Hermon’un geri dönüşü için ödemeye razı olduğu bedelden daha değerli olduğunu da belirtmek gerekir.
Hermon ve Bion’un bu yola başvurması hiç de şaşırtıcı değil. Sonuçta Helenistik dünyada köle olarak yaşamak cehennem gibi bir deneyimdi. Korkunç muameleye maruz kaldılar ve çoğu zaman ihlallerinin cezası olarak kırbaçlandılar. Diğer cezalar arasında genellikle herkesin görebileceği şekilde alnın üzerine damgalanma yer alıyordu.

Bir kölenin düzgün bir yaşam sürmek için sahip olduğu en iyi şans ya özgürlüğünü kazanmak ya da kaçmaktı. Bir köle olarak özgürlüğünüzü kazanmak ya sahibinin iyi niyetine ya da bir şekilde özgürlüğünüzü satın almaya yetecek kadar para kazanma yeteneğinize güvenmek neredeyse imkansızdı. Bu nedenle Hermon ve arkadaşı Bion kaçmayı seçti. Umarız başarmışlardır.
Çeviri: Zeynep Şenel Gencel