Yazının İcadı: “Yazıya Neden Gerek Duyuldu”


“Dil, insanlar arasında anlaşmayı (insanların kendi aralarındaki her türlü duygu ve düşünceleri ve yargılarını birbirlerine iletmede kullandıkları) sağlayan tabii bir vasıta, kendisine mahsus kanunları ona ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık, temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış bir gizli anlaşmalar sistemi, seslerden örülmüş içtimai bir kuruluştur”

Yazı ise, ağızdan çıkan seslerin, yani sözcüklerin gözle görülebilen ve bazen de el ile dokunabilen işaretler halinde biçimlendirilmesidir. Daha geniş bir tanımla yazı, kulak ve jest yardımı olmaksızın belirli değerdeki şekillerin aracılığıyla dilin anlatımını mümkün kılan yegane araçtır. Yazı bu fonksiyonuyla kültürün korunması, edinilen tecrübelerin kaydedilmesi ve gelecek nesillere aktarılmasında önemli rol oynar. Bu yüzden yazının keşfi, insanlık ve uygarlık tarihinde en önemli basamaklardan biri olarak kabul edilmektedir. Bu önemli buluş, ilk defa Batı Asya’daki Fırat ve Dicle nehirleri arasında (yani Helenistik Dönem adlandırılmasıyla Mezopotamya’da) gerçekleşmiştir.

British Museum, London 2005.
British Museum, London 2005.

Mevcut bilgilerimize göre, insan Paleolitik devirden itibaren hemcinsleri ile iletişim kurabılmek için bazı semboller ve işaretler kullanarak, bunları bazı bazı nesneler üzerine yazmıştır. İnsanın Neolitik devirde yerleşik hayata geçerek bitkileri, hayvanları evcilleştirmesi ile birlikte insanlar arasındaki ilişkilerde artmıştır. Böylece anlaşmaların sağlanması için kullanılan sembol ve işaret sayısı artmış ve  bunların kullanılması da sıklaştırılmıştır. Bütün bu gelişmeler yavaş yavaş yazının oluşumuna zemin hazırlamışlardır. Neticede Eski Ön Asya dünyasının ilk yazı şekli oluşmuştur. Bu yazı Mezopotamya’da bulunan “Sümer Çivi Yazısı”dır. Daha sonraları ise, bu kez Anadolu’da ikinci bir yazı türü olan “Hiyeroglif Yazısı” icat edilmiştir. Bu her iki yazı çeşidi için kaya ve taş, kil ve diğer birçok uygun malzeme gereç olarak kullanılmıştır.

İnsanlığın ilk yazısı olan, çivi yazısı, M.Ö. 3200’lerde Güney Mezopotamya’da oturan Sümerliler tarafından icat edilmiştir. Tamamen ekonomik ihtiyaçların karşılanması endişesiyle icadı sağlandığı düşündüğümüz ve umumiyetle “Sumer Çivi Yazısı” adı verilen bu yazı türünün diğer yazı türleri gibi belirli bir amacın anlatılması ve çeşitli maddelerin tanıtılması amacıyla kullanılması aşamasından sonra;

I- Yazının şekil haline dönüşmesi

II- Fikir yazısı (ideografi), diğer bir tanımla resim yazısı (piktografi)

III- Fikir yazısına geçiş şeklinde bir gelişme ve sadeleşme aşaması geçirmiş olması kuvvetle muhtemeldir.

Şunu da hemen ifade etmek gerekir ki, çivi yazısı İran’daki kullanılışı dışında heceden harfe doğru pek bir gelişme sağlayamamıştır. Genellikle her işaret bir veya birden fazla heceyi ya da bir veya birden fazla kavramı karşılamaktadır.

civi-yazisi-cubugu

Temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılık olan Sümer şehir devletleri tanrılarca görevlendirildiklerine inanılan krallar tarafından yönetilmektedir. Dolayısıyla kral, idare ve din sisteminin başındaki kişidir. Kral, tanrılar adına toprağın ekilip , hasat elde edilmesi ve hayvansal gelirlerin arttırılmasının düzenleyicisi olmuştur. Ayrıca kral, saray ve tapınağında mevcut olan mal ve malzeme varlığının bir listesinin, elinin altında olmasını istemiştir. Bu yüzden memleketin tüm gelirleri kralın maiyetindeki saray  ve tapınakta toplanır, devletin ihtiyaçları karşılandıktan sonra geriye kalanlar şehir halkına dağıtılırdı. İşte bu noktada, Tapınak depolarına girdisi ve çıktısı yapılan emtianın miktar ve çeşitliliğinin artması, bunların hesabının tutulması ihtiyacını doğurmuştur. Böylece hesapların tutulması işlerinde bazı semboller kullanılmaya başlanmıştır. Söz konusu bu önemli adım yazıyı icat etme düşüncesinin de başlangıcı kabul edilmelidir. Zira tapınak görevlilerinin tapınak mallarının cins ve miktarını belirlemek için hünerlerini sergileyip, çeşitli resimsel çizgilere başvurmuşlar ve bu çizgilerin zamanla sadeleştirilip geliştirilmesi suretiyle “Sümer Çivi Yazısı” adı verilen yazı türü oluşmuştur.

ASUR TİCARET KOLONİLERİ ÇAĞI’NDA HABERLEŞME

Tolga Candur

Alıntı Yapılan Makale: Prof. Dr. Yusuf Kılıç “Eski Ön Asya Toplumları Arasında Yazı ve Dil Etkileşimi” 

Yazı makale içerisinde değiştirilmeden alınmıştır. Yazı bir özet niteliğindedir, detayları ve tamamı için linke tıklamanız yeterli.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

log in

reset password

Back to
log in