TÜRKİYE’DE ARKEOLOJİ YAYINCILIĞI

TÜRKİYE’DE ARKEOLOJİ YAYINCILIĞI

TÜRKİYE’DE ARKEOLOJİ YAYINCILIĞI   Kültür varlıkları geçmişin bilgi dağarcığıdır. Binlerce, onbinlerce yılın birikimi, höyükler ören yerleri,

Eski Mısır’da Hastalık ve Hastalık İzni
HRİSTİYANLIKTA HAC VE HACILIK KAVRAMI (Bölüm 2)
Hititler’de Din, Ritüel, Tıp ve Kehanet -Bölüm 3-

logo_main

TÜRKİYE’DE ARKEOLOJİ YAYINCILIĞI

 

Kültür varlıkları geçmişin bilgi dağarcığıdır. Binlerce, onbinlerce yılın birikimi, höyükler ören yerleri, mezar tepeleri gibi arkeolojik kalıntılar da ölü arşivler olarak saklanarak günümüze kadar gelmişlerdir. Kültür varlığı olarak tanımlanan bu gibi yerlerde saklanan bilgi aynı zamanda uygarlığın gelişim sürecinin kanıtı ve arşividir. Bunlar toprak altında durduğu sürece ölü, atıl arşivlerdir; bu ölü arşivlerdeki bilgi ancak bilim insanlarının, arkeologların çalışmalarıyla kullanılabilir bilgiye dönüşür.

Bu bilginin “etkin”, bilimin ve toplumunun yararlanacağı bir bilgiye dönüşmesi için “paylaşılabilir” olması gerekir. Paylaşım ise ancak ortaya çıkan bilginin toplumun her düzeyinin erişebileceği yayınlarla gerçekleşebilir. Bu bağlamda kuşkusuz yayınların bazıları yalnızca uzmanlara yönelik olacaktır; bu düzeyden başlayarak aydınlara, toplumun diğer kesimlerine ve hatta okumaya yeni başlayan çocuklara kadar, her düzeyin, toplumun her katmanının anlayabileceği, algılayabileceği ve okumaktan, öğrenmekten mutluluk duyabileceği farklı yayın türlerine, anlatım dillerine gerek vardır.

tapinak

Laodikeia Antik Kenti Tapınak A Fotoğraf: Tolga Candur

Türkiye Cumhuriyeti’nin başlangıç dönemi akademik kurumların yok denecek kadar az, topraklarımızdaki arkeolojik çalışmaların ise bir elin parmaklarıyla sayılacak sayıda sınırlı olduğu, devletin her bakımdan parasal kaynaklar açısından sıkıntı içinde bulunduğu bir dönemdir. Buna karşın Cumhuriyet’in ilk döneminde arkeoloji ile ilgili yayınlar, sayı ve çeşit bakımından zengin oldukları kadar, nitelik açısından da çağrıcıdır. Yeni kurulan cumhuriyetinin heyecanını taşıyan, onun ülküsünü benimseyen ve ülkenin hemen her yerine yayılmış olan halkevleri bu alanda yoğun bir çaba göstermiş, bugün bile bizleri şaşırtacak ölçüde, bir yandan kendi çevrelerini belgelerken, öte yandan bu bilgiyi topluma kazandıracak çok sayıda yayını gerçekleştirmişlerdir.

Prof. Dr. Mehmet Özdoğan

Prof. Dr. Mehmet Özdoğan

Bu bağlamda, Atatürk’ün kişisel girişimiyle kurulan Türk Tarih Kurumu ile Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, bilim insanlarına yönelik yayınların çıkartılmasını üstlenmiş ve oldukça uzun bir süre boyunca bu işi başarıyla sürdürmüşlerdir.

O yıllarda devletin yarı bağımsız yayın organları niteliğindeki La Turquie Kemalist gibi süreli yayınlar da Türkiye’nin arkeolojik ve kültürel zenginliğini, konuya biraz ilgi duyan aydın kesimin algılayabileceği şekilde sürekli olarak tanıtma çabasına katılmışlardır. Ne var ki 1950’li yıllardan itibaren kültür ile ilgili konuların giderek devletin gündeminde alt sıralara inmesi, ulusal gelir düzeyinin önceki dönemlere göre yükselmesine karşın kültür varlıklarının ortaya çıkarılması, korunması ve özellikle yayımlanmasına ayrılacak parasal desteğin hemen hemen ortadan kalkmasıyla durum tümüyle değişmiştir.

nezih-basgelen

Üzücü olan, son yarım yüzyıl içinde ülkemizdeki bilim insanı, bilim kurumu, bilimsel kazı ve araştırmalardaki sayı ve niteliğin artmasına karşın, arkeoloji alanındaki yayınların azalmasıdır. Yayın yapacak dergi ve hazırlanan çalışmları basacak basımevlerinin ortadan kalkması, ister istemez meslek insanlarını “yazı yazma ataleti”ne sokmuş ve bu da üretilen bilginin bilim dünyasıyla, toplumla paylaşımını engellemiştir. Bunu yalnızca üniversitelerdeki bilim insanlarıyla sınırlı olarak görmemek gerekir. Her yıl müzelerimize binlerce yeni eser gelmekte, müzelerimiz kendi çevrelerinde çok sayıda araştırmayı gerçekleştirmekte, ancak bunlar genellikle yazılan bürokratik raporların dar sınırı içinde hapsolarak kalmaktadır.

Oysaki, Türkiye gibi dünya kültür mirasının önemli bir kısmını topraklarında barındıran, bilim alanı olarak arkeolojinin 150 yılı aşkın köklü bir geçmişinin olduğu, Erken Cumhuriyet Dönemi’nde devletin en üst derecede ilgisini gördüğü bir ülkede, 21. Yüzyıla geldiğimiz zaman çok daha farklı bir sürecin yaşanması beklenirdi. Türkçede terim bulmak, Batı dillerinde gelişen kavramları Türkçe nasıl söyleyebileceğimiz konusunda zorlanmak yerine, bu kavramlar ilk olarak burada ortaya çıkıp bilim dünyasına buradan aktarılabilirdi. Bu olmamış, beklentiler yerine gelmemiş ve maalesef Türkçe birçok bilimde olduğu gibi arkeoloji alanında da bilim dili olma konusunda gerekli atılımı yapamamıştır.

logo_main

Son on – yirmi yıl içinde ülkemizde yayınlar bakımından yeni bir canlanma süreci yaşandığı gözlenmektedir. Yukarıda kısaca özetlediğimiz kaygıları taşıyan, bunun sunun sorumluluğunu duyan genç kuşaklar, gerek üniversitelerde, gerek müzelerde ve gerekse sayıları giderek artan yöresel kuruluşlarda yeni bir yayın canlılığını tetiklemişlerdir.

Nezih Başgelen’in kişisel girişimiyle 1978’de başlattığı bu süreç, ülkemizde yukarıda değindiğimiz yayınların hemen hemen ortadan kalktığı dönemin doruğu ile aynı zamana denk gelmektedir. Kimsenin yazmadığı, yazmış olsa da yayımlatacak yer bulamadığı dönemde, çok mütevazı ölçülerde, bir dergi olarak yayın hayatına başlayan Arkeoloji ve Sanat, karşılaştığı binbir zorluğa direnerek bugün 30 yılını doldurmuş büyük bir yayınevine dönüşmüştür. Bu zorlu süreçte uzun yıllar boyunca Arkeoloji ve Sanat sürekli üreterek olanaksızı olanaklı hale getirmiş, giderek içerik ve nitelik açısından, günün koşullarını zorlayarak gelişimini sürdürmüş, dergisi, yayınları, arşivi, kütüphanesi ve bir kültür merkezi niteliğindeki kitapeviyle bugünkü etkili saygın durumuna gelebilmiştir.

Hattuşaş - Çorum

Hattuşaş – Çorum

Yukarıda da değindiğimiz gibi ülkemizdeki arkeoloji yayınları uzun bir süre yalnızca uzmanlara yönelik olarak hazırlanmıştır. Oysaki arkeolojini temel işlevi topluma insanlığın gelişim sürecini, bu sürecin kurgusunu anlatmak, düşünce sistemlerine zamanın derinliğini kazandırabilmektir. Arkeoloji yalnızca eser toplamak değil, çağdaş insanı oluşturan düşünce sisteminin bir parçasıdır. Bu nedenle arkeologların, bilim insanlarının üretmiş olduğu bilginin farklı bir süzgeçten geçerek toplumun her kesimine kazandırılması, onların anlayabileceği bir dile çevrilmesi gerekir.

Yazı: Prof. Dr. Mehmet Özdoğan

 

Nezih Başgelen’in Arkeoloji ve Sanat Yayınları içinde son 25 yılda çıkmış arkeoloji-kitap-kapagiçeşitli kitapların başında yer alan sunum yazılarını içeren bu eserde bu özverili girişimin ilk kitaplarından bugüne ne aşamalardan geçtiğini, neyi niçin gerçekleştirdiği yoğun bir bilgi dağarcığı eşliğinde izlenmektedir.

Her arkeoloji severin kütüphanesinde bulunması gereken bu kitabın içerisinde yer alan saygı değer hocamız Prof. Dr. Mehmet Özdoğan’a ait yazıyı size özetleyerek sunduk. Yazının oldukça uzun olduğunu ve daha farklı konulara değindiğini belirtmek isteriz. Toprağın Altından Kâğıdın Üzerine ARKEOLOJİ kitabı içerisinde arkeoloji biliminin 1978 yılından itibaren günümüze değin yayıncılık açısından nasıl bir serüvenle geldiğini tüm detayıyla görebileceksiniz. Arkeoloji ve Eskiçağ bilimlerinin çok değerli hocalarının sunuşları ve yayınladıkları kitapların dönemin şartlarında nasıl bir heyecan yarattığını sizde kitabı okuyarak yaşayacaksınız.

satin_al_buton

İnceleme: Tolga Candur

YORUMLAR

YORUMLAR

DISQUS: 0

HABER BÜLTENİ

15000onon