Roma’nın Akdeniz Korsanlarına Seferi ve Kölelik


*Yazıda yer alan tüm tarihler milattan öncedir.

Gerek Asia eyaleti ve çevresinde publicanus’ların yasadışı faaliyetleri gerekse bağımlı krallıkların son zamanlardaki politik hamleleri nedeniyle Anadolu’da müdahale edilmesi gereken önemli sorunlar bulunurken bu durumlardan daha acil olarak korsanlığa müdahale edilmesinin gerekçesi neydi? Bu soruya cevap verebilmek için öncelikle Anadolu’nun güney kıyılarındaki ve genel olarak Doğu Akdeniz’deki politik duruma göz atmak gerekir. Doğu Akdeniz’de korsanlık faaliyetlerinin artmasının açıkça Roma’nın bölgede izlediği politikaların sonucu olduğu görülmektedir. Şöyle ki, 188 yılındaki Apameia Anlaşması ile Seleukosların Pamphylia’daki egemenliklerinin sona ermesini takiben, özellikle Dağlık Kilikia’daki egemenlikleri de gittikçe azalmaya başlamıştı. 167 yılında Karia ve Lykia özgür ilan edilip, Delos adası açık liman haline getirilerek Rodos’a ekonomik anlamda ağır bir darbe vurulması bölgede korsanlığı tetikleyen bir diğer önemli gelişme olmuştur. Çünkü ekonomisi Doğu Akdeniz’deki deniz ticaretine bağlı olan Rodos, bölgenin deniz ticaret yollarının güvenliği için yoğun çaba harcamaktaydı.

Bölgedeki korsanlık ile ilgili en fazla bilgi veren antik edebi kaynaklarımızdan Strabon’un anlattığına göre 140’lı yılların sonunda Seleukoslar Krallığı’ndaki iç mücadeleler sırasında tahtta hak iddia eden Diodotos Tryphon, Dağlık Kilikia’daki Korakesion’u kendine üs edinip bölgedeki diğer korsanları örgütleyerek kralların bölgedeki otoritesini ortadan kaldırmış, sonradan bertaraf edilse de onun girişiminden cesaret alan korsanlar bölgedeki faaliyetlerini arttırarak devam ettirmişlerdir.

Strabon’un Pamphylia ve Dağlık Kilikia’daki korsanlığın nedenleri üzerine tespitleri şöyleydi: Korsanlığın en önemli nedeki köle ticaretiydi, çünkü özellikle Kartaca’nın ve Korinthos’un (146 yılında) mağlup edilmesinin ardından Roma’da köle kullanımı artmasıyla birlikte büyük bir köle ihtiyacı baş göstermişti; bu nedenle Delos Adası’nda günde onbinlerce insanın satıldığı büyük bir köle pazarı oluştuğu için korsanlar da yakaladıkları insanları kolayca burada satıp büyük gelirler elde edebiliyorlardı. Strabon’un bu tespiti modern araştırmacılar tarafından da kabul edilmektedir. Buna göre özellikle II. Kartaca Savaşı’nın ardından devam eden savaşlarda ordular galip gelirken Roma aristokrasisi zenginleşmekteydi. Roma aristokrasisi zenginleştikçe ve Hellenistik dünya ile ilişkileri arttıkça evlerde daha fazla köle kullanılmaya başlanmıştı. Dolayısıyla II. Yüzyılın ikinci yarısında İtalya’da muazzam miktarda köleye ihtiyaç vardı. Daha uygar ve iş bilen köleler Batı’dan ziyade Doğu’dan karşılandığı için bu dönemde İtalya ile Hellenistik dünya, özellikle de Anadolu arasında çok yoğun bir köle ticareti yaşanmaktaydı. Bu genel çerçeve içerisinde görülen o ki Roma, köle ihtiyacını nedeniyle bölgedeki korsanlığı engellemek şöyle dursun Delos Adası’ndaki pazarda esas olarak korsanların sağladığı köleleri satın alarak bu hareketleri dolaylı olarak desteklemekteydi.

I. yüzyılın sonlarına gelindiğinde korsanlık faaliyetlerinin Roma’nın Asia Eyalati’nin Ege Denizi kıyısındaki kentlerine kadar ulaştığı görülmektedir. Astypalaia Adası’nda ele geçen ve Asia Eyaleti’nin bir kenti olan Ephesos’un, Astypalaia halkını onurlandırdığı bir yazıtta korsanların Ephesos’a ait olan Phygela çevresindeki arazileri yağmlayarak, buradan birçok özgür insanı ve köleyi esir alıp götürdüklerinden; Ephesoslular bu durumu haber verince Astypalaialıların korsanlara karşı bir sefer düzenleyerek onları ele geçirip cezalandırdıklarından ve kaçırılan Ephesosluların kentlerine iade ettiklerinden söz edilmektedir.

Yazıt aynı zamanda II. Yüzyılın sonlarına gelindiğinde Dağlık Kilikia ve Pamphylia merkezli korsanlığın artık Batı Anadolu kıyılarındaki kentleri etkileyecek derecede genişlemiş olduğunu göstermektedir. Ancak ilginç bir şekilde yazıtta korsanlara karşı yapılan askeri harekattan söz edilirken hiçbir şekilde Asia valisinin ve Romalıların adı geçmemektedir. Korsanlara karşı askeri harekat açıkça Ephesosluların doğrudan talebi üzerine Astypalaialılar tarafından kendi inisiyatifleri ile yapılmıştır. Muhtemelen emrinde bir donanma bulunmayan Asia valisinin korsanlara karşı yapabileceği hiçbir şey yoktu. Hatta II. Kartaca Savaşı’nın bitiminin ardından İtalya’da bile daimi bir Roma donanması bulunmuyordu. Fakat 105 tarihinde Roma’nın, Astypalai ile bir ittifak antlaşması yapması bölgedeki korsanlığa karşı önlem aldığını göstermektedir. Buradan anlaşılacağı üzere donanması olmadığından denizler üzerinde gücü bulunmayan Roma, II. Yüzyılın sonlarında Asia Eyaleti kıyılarına kadar yayılan korsanlığa karşı eyalet kentlerini korumak için dolaylı bir politika takip edip denizcilikte usta olan adalılar ile ittidak kurarak korsanlığa karşı önlem almaya çalışıyordu.

Bu genel duruma bakıldığında 102 yılında Marcus Antonius’un korsanlara karşı sefere gönderilmesinin en önemli nedeninin Roma’nın 110’lu yılların ortalarından itibaren Anadolu’da kaybetmeye başladığı gücünü yeniden gösterme isteği olduğu görülmektedir.

Roma için köleliğin önemi ve korsanlarla mücadelenin nasıl yapıldığına dair sizlere ufak bir yazı hazırladık. Yazıyı aldığımız eser Murat Tozan’ın Roma’nın Anadolu’daki Egemenlik Politikası (M.Ö.133– M.Ö.89) isimli yeni çıkan kitabı. Kitap Roma Cumhuriyeti’nin İtalya’daki bir kent-devletinden Akdeniz İmparatorluğuna dönüşme sürecinin Anadolu üzerindeki etkisini oldukça detaylı anlatıyor. Anadolu tarihi üzerine yaptığınız okumalarda mutlaka kütüphanenizde bulunması gereken bir eser. İyi okumalar.

İnceleme: Tolga Candur

Roma’nın Anadolu’daki Egemenlik Politikası

Arkeoloji Sanat Yayınları

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

log in

reset password

Back to
log in