Merak Uyandırıcı ve Gizemli 10 Arkeolojik Kazı Alanı

Merak Uyandırıcı ve Gizemli 10 Arkeolojik Kazı Alanı

Arkeoloji, geçmiş hakkındaki sorularımızı cevaplamayı ve şansımız yaver giderse, şimdiki zamanımız ve geleceğimize dair bakış açısı kazandırmayı amaçl

Hierapolis Antik Kenti Kazı ve Restorasyon Çalışmaları Sona Erdi
Arkeolojik Sit Alanında Yoğun Yağmurdan Duvar Çöktü
KÖMÜR MADENİNDE ORTA ÇAĞ KİL SUNAĞI BULUNDU

Arkeoloji, geçmiş hakkındaki sorularımızı cevaplamayı ve şansımız yaver giderse, şimdiki zamanımız ve geleceğimize dair bakış açısı kazandırmayı amaçlar. Fakat bazen, eski eserler belki de hiçbir zaman çözülemeyecek gizemleri ortaya çıkarırlar. Belirsiz bir sonu olan sürükleyici bir roman okuyormuşçasına asla tam olarak tatmin olamadan,olasılıkların tadını çıkarmaya terk edilirsiniz.

10. Tapınak insanlarının esrarengiz yapıları Malta ve Gozo

malta-ve-gozo

Tapınak insanları, yaklaşık 1,100 yıl (MÖ 4000-2900 yılları arasında) Akdeniz’deki Malta ve Gozo adalarında yaşadılar; sonra yerlerini alan herhangi bir kültür olmadan aniden ortadan kayboldular. Arkeologlara göre, yok oluşlarının nedeni, istila, açlık veya salgın hastalık değildi. Yaşadıkları toprakları aniden terk edişlerineneden olan durum, muhtemelen radikal inançlar ve çevresel faktörlerle bağlantılı olabilir fakat kimse gerçek nedeni bilmiyor. Taş tapınaklar yapmayı takıntı haline getiren topluluk, orada yaşadıkları sürece adaları 30’dan fazla tapınak kompleksiyle kapladı. Aslında, Tapınak insanları’nın keşfedilmiş en eski bağımsız taş yapıları inşa ettikleri düşünülüyor.[1]Araştırmacılar, yapılarda hayvan kurbanlara ve karmaşık ayinlere, bunun yanısıra hayata, cinselliğe ve ölüme odaklanmış bir medeniyete dair ayrıntılı kanıtlar buldular.Fallik semboller, doğurgan “şişman kadın” heykelcikleri ve diğer seksüel temsiller çok yaygındı. Arkeologlar, aynı zamanda, hypogeum[2] adı verilen karmaşık yeraltı mezar odalarına da rastladılar. Bunlar, Tapınak insanları’nın ölülere saygılı bir topluluk olduğunu gösteriyor. Öyle görünüyor ki, bu insanlar zaman içinde giderek daha fazla komünal defin gerçekleştirmişler. Ki bu durum da mezar hediyelerinin sadece kadınları defnederken kullandığı düşünürlürse, topluluğun anaerkil bir yapısı olduğuna işaret ediyor. Aynı zamanda, üç farklı ana biçim içeren (ayrıntılı şekilde giydirilmiş figürler, çıplak şişman figürler ve fallik semboller gibi canavarvari sade figürler) yüzlerce heykeli de kapsayan sanatsal bir bolluk yarattılar. Bu nevi zengin bir sanatsal üretim o zaman için olağandışıydı. Arkeologlar, tapınak insanları için günlük hayatın nasıl olduğunu, kimlerle alışveriş yaptıklarını ve neden öldüklerini saptamak için toprak örneklerini ve diğer kanıtları incelemeye devam ediyorlar.

[1]Aslında büyük kısmı hala toprak altında olan Göbeklitepe’nin daha eski olduğu anlaşılmıştır. MÖ 10.000 – 8.000

[2]Yunanca Hypo(altında) ve Gaia(toprak ana/toprak tanrıçası) kelimelerinin birleşimi olan yeraltı anlamına gelen sözcük.

 

9. PorBajin Sibirya

bor-bajin-sibirya

Bilim insanları, 1891’de yüksek dağların çevrelediği yalnız bir gölün ortasında, Rusya’daki en şaşırtıcı arkeolojik mekânı keşfettiler. Por-Bajin (Kil ev anlamına geliyor) 1300 yıllık eski bir yapı ve üzerinde bulunduğu adanın büyük kısmını (7 dönüm) kaplıyor. İçinde 30 binanın bulunduğu bir labirentten oluşan yapının duvarları, Moğolistan sınırına 30 km uzaklıkta bulunuyor. Fakat keşfedildiğinden bu yana, yani yaklaşık 100 yıldan aşkın süredir, arkeologlar bu yapıları kimin ve neden inşa ettiğini anlamaya yaklaşamadılar.

Başlangıçta araştırmacılar Por-Bajin’in Uygur İmparatorluğu’nun (742–848 yılları arasında Güney Sibirya ve Moğolistan’da hüküm süren yürükler) antik bir kalesi olduğunu düşündüler. Yapı, o zamanların Çin mimari stiline göre inşa edilmişti. Bununla birlikte, yapının ticari rotaların ve diğer yerleşim alanlarının güzergahında olmaması nedeniyle bir takım farklı teoriler ortaya atıldı. Belki de bu eser, bir manastır, bir yazlık mekân, yöneticilerden biri anısına yapılmış bir anıt yada yıldızları izlemek için bir gözlem eviydi.

Kazılarda sadece birkaç eser keşfedilmesine rağmen, yapının ortasında bir Budist manastır olduğuna dair kanıtlar çoğalmaya devam ediyor. Bu kompleksin çok fazla kullanılmamış olduğu anlaşılıyor. Arkeologlar, orijinal alanın bir kısmının depremlerden dolayı çıkan yangınlarda zarar gördüğüne dair bulgulara ulaştılar. Yine de öyle görünüyor ki, yangın, ada bilinmeyen nedenlerden dolayı terk edildikten sonra çıkmış.

 

8. EtrüskYeraltı Piramitleri İtalya

etrusk-piramidi

“Büyük ihtimalle, cevap aşağıda bekliyor.” dedi arkeolog Celaldi Bizarı İtalya’da bir Orta Çağ şehri olan Orvieto’nun altındaki Etrüsk piramitinin keşfedilmesiyle ortaya çıkardığı olağanüstü gizemi kast ederek. “Problem şu ki, daha ne kadar kazmamız gerektiğini bilmiyoruz.” Kazıcılar onu neredeyse dört yıl önce buldu ve hala kendilerini neyin beklediğini bilmiyorlar. Her şey bir şarap mahzeninin duvarına oyulmuş Ebruya stili merdivenleri fark etmeleriyle başladı. Kazmaya başladıklarında, tüneller ve nihayetinde bir Orta Çağ zemini buldular. Duvarlar bir piramitte olduğu gibi yukarı doğru yükseliyordu.

Çalışmalara devam ederek, M.Ö.1000 ‘den önceye ait diğer eserlere ek olarak, M.Ö. beşinci ve altıncı yüzyıllardan Etrüsk çanak çömlekler keşfettiler. Aynı zamanda, Etrüsk dilinde 150’den fazla yazıt buldular. Kazmaya devam ederken, taş merdivenler de onlarla birlikte aşağı indi.Farklı bir yeraltı piramidine giden başka bir tünelin keşfedilmesi de gizemli havayı arttırdı. Şimdiye kadar bunun bir sarnıç ya da taş ocağı olmaihtimalini eleyebildiler. Ancak yine de birçok başka olasılık var. Etrüskler tarihsel bir bulmaca olarak kalmaya devam ediyor. İtalya’da yaklaşık M.Ö. 900-400 arasında geliştiler, sonra Roma İmparatorluğu’na karıştılar.Etrüskler dillerinin deşifre edebilmesi için herhangi bir literatür bırakmasalar da enfes metal işleri, sanat, tarım ve ticaretiyle tanınıyorlar. Bu son keşiflere kadar, onlar hakkında sahip olduğumuz tek bilgi, inşa ettikleri süslü mezarlardan elde edilmişti. Arkeologlar, bu yeraltı piramitlerinin Etrüsklerin günlük faaliyetlerine ışık tutmasını umuyorlar.

 

7. Antik Tundra Manzarası Grönland

gronland

Yakın zamana kadar, jeologlar, buzulların, bitkilerden ve topraktan taşıdıkları her şeyi ana kayanın üst katına sıyıran erozyon kuvvetleri olarak hareket ettiğine inanıyorlardı. Ancak şimdi, bilim adamları bu teoriyi tekrar düşünmek zorundalar çünkü eski zamanlardan bir tundra toprağının, ülkenin yüzde 80’ini kaplayan ve dünyadaki en büyük ikinci buzul gövdesi olan Grönland Levhası’na ait 3 kilometrelik buzunaltında bozulmadan kaldığı ortaya çıktı. Organik toprak 2,5 milyon yıldan uzun süredir buz tabakasının altına donmuş durumdaydı. “Grönland Buz Levası’nın altındaki eski toprak, iklim değişikliğini çevreleyen önemli bir gizemi çözmeye yardım ediyor” dedi araştırmacı Dylan Rood. “Büyük buz tabakaları sıcaklıktaki değişimlerin sonucunda nasıl eridiler ya da genişlediler?”

Küresel ısınma, son üç milyon yıl boyunca buz tabakasını küçültmüştü ancak asla tamamen eritmemişti. Bunun yerine, dünya ne kadar ısınırsa ısınsın, buz tabakası, merkezin altında kalmış ve toprak da bu tabakanın altında donmuştur. Bu aynı zamanda, Grönland’ın bir zamanlar gerçekten yeşil olduğu, yani Alaska’daki tundra’ya benzediği anlamına geliyor. Fakat hala cevaplanması gereken birçok soru var. İlk olarak, yıllar içinde ne kadar buz tabakasının eridğini ve ne kadarının bozulmadan kaldığını bilmiyoruz. Bilim adamları, Grönland’daki diğer alanları da bu alanlarda toprağın korunup korunmadığını test etmek için araştırmak zorundadırlar. Aynı zamanda, buz tabakasının gelecekte nasıl hareket edeceğini bilmiyoruz. Tüm buzullar küresel ısınmayla erirse, global çapta deniz seviyesinde 7,2 metrelik (24 ft) bir yükselme görürdük. Böyle sert bir değişikliğin sonuçları tamamen açık değildir.

 

6. Musasir’in kayıp tapınağı Irak

kayip-tapinak-irak

Kuzey Irak Kürdistan Bölgesinde, köylüler yakın zamanda, 2500 yıl öncesinden, Demir Çağı’ndan arkeolojik hazineler keşfetti. Kaza eseri, Musasir’in kayıp tapınağına ait olduğuna inanılan sütun kaideleri buldular. Aynı zamanda, İran, Irak ve Türkiye sınırlarını da kapsayan geniş bir alanda başka eserler de ortaya çıkardılar, bunlara gerçek boyutlu insan heykelleri ve bir keçi heykelciği de dahil. Bu eşyaların yaratıldığı zamanlarda, artık Kuzey Irak’a dahil olan coğrafi bölge, eski Urartu şehri Musasir tarafından yönetiliyordu. Bununla birlikte, Asuriler, İskitler ve Urartular o tarihte bölgenin kontrolü için savaşıyorlardı.Musasir “ana karada kurulan kutsal şehir” olarak biliniyordu. Urartu kralları, askeri zaferler için Musas tapınağının adandığı büyük savaşçı tanrı Haldi’ye dua ediyorlardı. Urartular, tanrıları ve Urartu Kralı I. Rusa’nın M.Ö. 714’de Asurlular yağmaladıktan sonra intihar ettiği tapınakları konusunda son derece tutkululardı.Sütun kaideleri ortaya çıkmış olsa da tapınağın yeri hala bilinmemektedir. Ancak arkeologlar cevaba her gün biraz daha yaklaşıyor. Aslen mezar alanlarının üzerine yerleştirilmiş olan ve kazılarda ortaya çıkarılmış heykellerin mezar ritüellerinin önemli bir parçası olduğuna inanılmaktaydı. Bu gizemliliğe ek olarak, keçi heykelcikte çivi yazılı bir yazıt da bulunmaktadır. Araştırmacılar, Irak’ın bu bölümündeki tarihi olaylar hakkında daha fazla bilgi edinmek için arayışlarını sürdürürlerken aynı zamanda bu gizemi de deşifre etmeye çalışıyorlar. Yine de araştırmaları ciddi fiziksel riskler taşımıyor değil. Musasir şehri Kürt askerleri tarafından korunmasına rağmen, etrafta bölgedeki geçmiş çatışmalardan kalmış patlamamış kara mayınları bulunuyor, İran, yakın zamanda Irak’a savaş açtı ve DAİŞ de birkaç Irak şehrinin kontrolünü ele geçirdi. (Kürt bölgesi şu an özerk bir bölge olmasına rağmen)

 

5. Düşman Topraklarındaki Han Hanedanı Sarayı Sibirya

sibirya-dusman-tarihi

Rus işçiler Moğol sınırına yakın bir yol üzerinde çalışırken, tesadüfen Rus şehri Abakan’ın hemen dışındaki eski bir sarayın temelini ortaya çıkardılar. Arkeologlar 1940 yılında meseleyi devralarak bütün alanı tamamen kazdılar. Fakat buradaki gizemi asla çözemediler. Arkeologlar 2.000 yıl öncesinden kalmış büyük bir sarayın kalıntılarını buldular. Ancak, saray, M.Ö 206 ‘dan M.S. 220 yılına kadar, yüzlerce kilometre ötede hüküm süren Çin’in Han Hanedanı’nın mimari uslubuna göre inşa edilmişti. Bu saray o zamanlar Büyük Hun İmparatorluğu tarafından kontrol edilen düşman topraklarında yer alıyordu.

Büyük Hun İmparatorluğu o kadar acımasızdı ki, Kuzey Çin krallıkları istilaları durdurmak için Çin Seddini inşa ettiler. Hun İmparatorluğu kaynaklarında bu olaylara dair bir kayıt bulunmuyor. Fakat tarihçiler Çin kayıtlarından iki teori ürettiler. İlk teori, bu arazinin Han İmparatorluğu tahtında hak iddia eden ve sonrasında ailesiyle birlikte Hun bölgesine sığınan Lu Fang’a ait olduğu yönünde. Lu Fang, 10 yıl sonra ölene kadar burada yaşamış. İkinci ve daha dramatik bir teori de, Hunlara karşı 30.000 askerden oluşan bir Han ordusuna liderlik eden Li Linng’nin ezici bir yenilgiden kurtularak düşmana teslimolduğu yönünde. Ancak Han imparatoru Liu Che(Wu Ti), Li’nin affedilemez bir ihanette bulunduğuna inandı. Sonuç olarak Li ailesini ağır şekilde cezalandırdı. Li ailesinin başına gelenleri öğrendiğinde gerçekten ihanet etti ve Hunları han askeri tekniklerine göre eğitti. Hunlar da bunun karşılığında, Li’yi bölgelerinde yaşaması ve inşa etmesi için alan vererek ödüllendirdiler. Yine de kimse bunu ispatlayamıyor.

 

4. Yedi Taşra Piramidi Mısır

piramit-misir

Arkeologlar, Güney Mısır’daki antik Edfu yerleşkesinde Büyük Giza Piramitleri’nden daha eski bir basamak piramidi keşfettiler. 4600 yaşındaki bu üç basamaklı piramit, güney ve merkez Mısır’ın çeşitli bölgelerinde kumtaşı blokları ve kil harçları ile inşa edilmiş yedi “taşra piramidi” grubuna dahildir. Her ne kadar seçenekler Huni[1] ve Snefru[2]’ya indirgenmiş olsa da piramitleri hangi firavunun yaptırdığı bilinmiyor. Edfu piramidi günümüzde sadece 5 metre uzunluğunda. Fakat bir zamanlar 13 metre uzunluğunda olduğu biliniyor. Yağmalarve yıkıcı hava koşullarının boyutlarını küçülttüğü düşünülüyor. Edfu’daki da dahil, yedi piramidin altısı neredeyse aynı boyuttadır. “Bir piramitten diğerine, benzerlikler gerçekten şaşırtıcıdır ve kesinlikle ortak bir plan var.” dedi Edfu’daki çalışmaların lideri Gregory Marouard. Yine de bu piramitlerin neden inşa edildiğini kimse bilmiyor. İç kısımlarında odalar yok. Bu da anıt mezar olarak kullanılmadıklarını gösteriyor. Arkeologlar, Edfu pirmadinin ayağında gömülü çocuk kalıntılarında birtakım yazıtlara rastladılar. Fakat definlerin ve bunlarla bağlantılı yazıtların piramitlerin inşasından sonra gerçekleştirildiğine/yaratıldığına inanıyorlar. Bu da araştırmacıları piramidin, firavunun gücünü kanıtlayan sembolik bir anıt olabileceğine inanmaya itiyor; bu inanç, piramidin bir tarafında yiyecek sunumu için oluşturulmuş bir kurulumun keşfedilmesiyle güçlendi.

[1] Üçüncü hanedanın son firavunu.

[2] Eski Krallık zamanında 4. Hanedanı kuran firavun. Diğer adıyla Soris.

 

3. Kehanet Tapınakları Ermenistan

ermenistan-kehanet

2003-2011 tarihleri arasında yürütülen kazılarda arkeologlar, Ermenistan Gegharotta’da bir kale içine yerleştirilmiş 3,300 yaşında üç mabet buldular. O dönemde Ermenistan’da da birkaç benzer yapı inşa edilmişti. Büyük olasılıkla kehanet için, muhtemelen yerel yöneticilerin geleceklerini öngörmesi için bir yol olarak kullanılıyorlardı. Her tek-odalık mabette, kül ve seramik kapların tutulduğu bir kil leğen bulunuyordu. Diğer eserler, kahinlerin şarap içtiğini ve ruhsal durumlarını değiştirmek için bilinmeyen maddeler yaktıklarını gösteriyor. “Muhtemelen bunun, ortaya çıkmakta olan egemen sınıf yöneticilere hizmet etmede büyük ölçüde uzmanlaşmış bir kült merkezi olduğunu düşünürdüm”dedi Cornell Üniversitesi’nden Profesör Adam Smith. Ermenistan’ın o dönem yazılı bir dili olmadığından yöneticilerin isimleri bilinmiyor. Bununla birlikte, arkeologlar üç farklı kehanet yönteminin kullanıldığına dair kanıtlar keşfettiler: Osteomansi, Lithomansi ve Aleuromansi. Osteomansi geleceği öngörmek için hayvan kemiklerini kullanır. Yakılmış ya da işaretlenmiş inek, keçi ya da koyun parmak kemiklerini yuvarlıyorsunuz. Geleceğiniz kemiğin işaretli ya da işaretsiz kısmının üste gelip gelmemesine bağlı. Lithomanside ise olayları öngörmek için renkli çakıl taşları kullanılıyordu; ancak araştırmacılar nasıl yapıldığını bilmiyorlar. Son olarak aleumansi, farklı şekillerde damgalanmış un veya fırında pişmiş hamur yuvarlarını kullanarak ne olacağını anlatır.Yaklaşık bir yüzyıldan sonra, tapınaklar, bu bölgedeki tüm kalelerle birlikte, muhtemelen devrik yöneticilerin ön görmedikleri bir olayda imha edildi.

 

2. Budist Tapınaklar Bangladeş

budist-tapinagi

Yakın tarihli bir arkeolojik keşif, 1.000 yıl önce Bangladeş’te dünyaya gelen saygıdeğer bir Budist aziz olan Atish Dipankar’ın erken yaşamına dairbaştan çıkarıcı ipuçları vermeyi vaat ediyor. Bu alanda, Munshiganj’daki Tongibari Upazila’nın Nateshwar bölgesindeki Budist bir kasaba ve tapınağın kalıntılarını içermektedir. Ören yerleri henüz resmi olarak tarihlendirilmemiş olsa da bin yıldan önceki bir kasabanın mimari tasarımına sahip görünüyorlar. Yazıtlar, bir zamanlar Bikrampur olarak bilinen Munshiganj’ın eski Bengal’in zengin başkenti olduğunu gösteriyor. “Burada, eski uygarlığın ileri mühendislik ve mimari yeteneklere sahip olduğunun kanıtı olan iki beton yol bulduk”dedi. Sufi Mostafizur Rahman. “Bu yapılar aynı zamanda bizlere antik insanların yaşam alanlarını ve şehirlerini nasıl planladığı ve tasarladığı hakkında birçok şey anlatıyor.Bunlar aynı zamanda Munshiganj’ın bir zamanlar dünyanın bu bölgesindeki en müreffeh alemlerden biri olduğunu gösteriyor.”Ancak daha da önemlisi, keşfedilen bu Budist tapınak, Dipankar’ın Tibet’e gitmeden önce öğretilerini yaydığı ve ibadet ettiği tapınak olabilir.Araştırmacılar, şu anda büyük bir muamma olan erken yaşları hakkında daha fazla bilgi edinmeyi umuyorlar. Ayrıca, bu bölgede Budizm inancı zayıflıyor, bazı insanlar bu arkeolojik keşfin bölgeyi bir hac merkezine dönüştüreceğini ve burada Budizme ilgiyi yenileyeceğini umuyor. “Burada topraklara ve duvarlara dokunan ellerim, Atish Dipankar’ın hatıralarında Tibet’te son günlerine kadar kaldığı doğduğu yeri hissetti.” dedi arkeolog Chai Hunabo. “Burada, 10.yy’dan 12.yy’a kadar yaşanan Budist reformasyonu hissediyorum.”

 

1. Tel Burna Israil

israil-burma

Tel-Burna, güney-merkez İsrail’de dini tarihin içine batmış başka bir sitedir. Arkeologlar, bazı araştırmacıların Tel Burna’nın aslen, İncil’de Musa’nın Yahudileri Mısır’dan çıkarırken durduğu yerlerden biri olan Libnaholduğunu öne süren teorilerini akla getiren, Demir Çağı’na dayanan yerleşim ve eserler keşfetti. Öyleyse, kasaba, Kudüs’ü de içeren Yehuda Krallığı’nın bir parçası olurdu. Antik çağlarda bu bölge, doğuda Yehuda Krallığı ve batıda Filistliler arasındaki sınırla çevreleniyordu. Tel Burna, 2009 yılına kadar ciddi olarak araştırılmadı. Bununla birlikte, Tel Burna’nın gerçek kimliği, 100 yılı aşkın süredir yoğun tartışmaların konusu haline geldi. “Tel Burna’nın Libnah olarak tanımlanması esas olarak coğrafi ve tarihsel argümanlara dayanıyordu. Yakın zamana kadar, yakınlardaki Tel Zayit de dahil olmak üzere antik Libnah’ın yeri için başka adaylar vardı.” dedi arkeolog Itzhaq Shai. “Yine de Tel Burna’da ortaya çıkarılan arkeolojik kalıntılar bu tanımlamayı ve Demir Çağı’ndan bir kasabadan beklentilerimizi hem coğrafi hem araştırma hem kazılardan elde edilen verilerle ve hem de önceden bildiklerimizle birlikte destekliyor.” Bazı eserler bir Yehuda yerleşiminin varlığına işaret etse de Tel Burna ve Libnah gizemi hala çözülmekten çok uzak.

Eskiçağ Medeniyetlerine Ait Açığa Çıkarılmış 10 Esrarengiz Harita

 

Çeviriden Listeyi Hazırlayan: Zeynep Şenel Gencer

COMMENTS

DISQUS: 0

HABER BÜLTENİ

15000onon