İnceleme: Goa’dan Geçen Yol ve Hindistan


“Hayatın gerçeklerinin farkında olmadığın için bu kadar mutlusun dedi çocuk, hayatın gerçeklerinin farkında olmadığın için bu kadar acı çekiyorsun dedi kız.”

 

Korku?

Elbet ki vardı, bilinmezlik olduğu sürece.

Meydan okumazsan asla korkuna nasıl fethedeceksin o diyarları?

Geçip gitsin mi bir hayat, sırf öğrettiklerinin gölgesinde?

Çık güneşe, Işığa davet ediyorum seni güzel ruh;

Kalbinin tuttuğu ışığı takip etmeye davet ediyorum seni.

 

Şiva ve İsa aynı salonda beni karşılıyor. Goa eyaleti havaalanındayım; renkli, kutsal Hindistan. Hava aydınlanana kadar birkaç saat geçiririm diye umarak pasaporttan geçiyorum. 14 milyon insanın yaşadığı bu şehrin havaalanı Türkiye’nin orta halli devlet dairelerinden biraz daha fakir. Yıkık döküklükle beraber havaalanı rengârenk heykeller ve sanat tadında vazolarla dolu.

Otele giden yolu birkaç yabancı ile paylaşıyorum. Nasılsa turistik her yer aynı sahil yolu üzerinde, o yüzden en mantıklısı bu. Darlığı ve küçüklüğüyle şaşırtan taksi, aynı zamanda sağ taraftaki direksiyonuyla Hindistan’ın bir İngiliz sömürgesi olarak tarihini hatırlatıyor. Goa’da hava aydınlanırken gidilen 1,5 saatlik yol boyunca gördüklerim: yedek lastiği arkasına bağlı ve dünya ya da Britanya’da uygulanan trafik kurallarından bihaber minik arabalar, tahmin etmediğim sayısa sokak köpekleri ve inekler ve suyla yeşilin karıştığı gün doğumu temalı “neredeyim ben” dedirten manzaralar.

Mavi beyaz küçük bir kilisenin yanındaki dar patikadan girince ufak bir cennet bahçesine çıkıyorum. Kalacağım yer burası. Odayı beklerken tahta piknik masalarındaki samimi kahvaltıya oturuyorum. Duvarlarda gelen gezginlerce yazılmış rengarenk yazılar ve resimler var. Söyleyecek bir şeyi olmayanların karaladığı duvarlardan epeyce farklılar. Çeşit çeşit kuşlar ötüyor arkadaki ormanın içinde. Acaba düşündüklerimi ıslık çalarak onlara iletebilir miyim?

Şöyle bir dolanıp sersemledikten sonra sahile inip biraz da okyanusun tadını çıkarıyım diyorum. Vagator’un bir kaç kilometrelik ancak Goa’nın diğer bölümlerine göre küçük kumsalı Hintliler için ve Turistler için olarak ikiye ayrılıyor.

Aradaki ayrımı yaratan yalnızca tercih mi yoksa kurallar mı bilmiyorum ama iki grubu da diğerinin plajında görmek mümkün. Çıplaklılarını izlemeye geldikleri kadınlar kendi plajlarına geldiğindeyse Hint erkeklerinin düşüncesi vitrindekinin pazara düştüğü, dolayısıyla yapılacak en sağlıklı hareket değil. Öğlenin en keskin olduğu saatte kumlarda yayılmış ineklerin sayısı insanlarınkinden daha fazla gözüküyor. Aslında buraya belki kendime göre birilerini bulabilirim fikriyle gelmiştim ama bu sandığım kadar kolay değil gibi. Geleli 5 saat olmuş ve henüz evrenin planıyla karşılaşmamışım.

Bir yanım yalnız başıma eğlencesiz kalmaktan endişelenmeye yeltenecekken tartışmasız en baskın yanım “hey” diyor, “sakin ol. Her şey yolunda gidiyor merak etme.” Zaten hayatı boyunca alternatif olana merak sarmış kişinin yine gidip ancak alternatif olanı bulunca rahat edeceği belli. Ve alternatif olan genelde ilk karşına çıkan değildir. Bu iç konuşmadan sonra biraz yüzüyorum, sonra neyimi alıp şezlonglardan uzaklaşarak taşın üzerine kuruluyorum. Fark ediyorum ki o ana kadar zaten bulmamalıymışım kimseyi ve yazmaya harcamak istiyorum her gün uzun bir süreyi. Yüzerken bir denizin enginliğine, bir de dönüp geriye, palmiye ağaçları ve ineklerle dolu kumsala bakıyorum. “Hassiktir” diyorum, “Hindistan’dayım!”.

Çok genç bir kadının, tek başına Hindistan’a yaptığı seyahati, diğerlerinden farklı kılan ne olabilir? Genç olması, kadın olması ya da tek başına olması mı? Hayır! Fer bir yolculuğun canlı ve devinimli iç yüzünü paylaşıyor. Yorumları, sordukları ve samimiyetiyle okuyucuyu kendisine açılan kapıdan içeri davet ediyor.

Fer İnsanoğlu’nun Goa’dan Geçen Yol isimli kitabının çıktığı Yeni İnsan Yayınevi, 2007 yılı içinde yayın hayatına başlamıştır. Bütün dünya için bir yıkım haline dönüşen ekolojik felaketlerin; felsefi, siyasi, kültürel nedenlerini irdelemek, bunların tarihsel köklerini ve eğitimle ilgili bağlarını açığa çıkarmak için bir ayna görevi yapmayı hedeflemektedir.

Kitabı elinize aldığınızda ilk sayfasından başlayarak bitene kadar Fer’in kendi dünyasına

yolculuğa çıkıyorsunuz. Bütün içtenliğiyle okuyucuya aktardığı yolculuğunun aslında

ruhunun derinliklerine yaptığı bir seyahat olduğunu anlıyorsunuz. Okurken kendinizden bir parça bulacağınız muhtemel, belki bir kaçış belki de bir huzur aradığınız o uzaklara dalıp gittiğiniz anlar. İşte Fer bunu yaşamış ve okuyucusuna çok güzel anlatmış. Nereye

Dergisi olarak okumanızı şiddetle tavsiye ediyoruz.

İnceleme: Tolga Candur

Goa’dan Geçen Yol (Link 1)

Goa’dan Gecen Yol (Link 2)

Yeni İnsan Yayınevi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

log in

reset password

Back to
log in