Arkeoloji ve Gezi Kültürü Dergisi

İnceleme: Bitkiler Olmadan Yaşam “İmkansız”

0 16

Eğer bitkiler dünyadan yarın kaybolacak olsa, insan yaşamı birkaç haftadan fazla sürmezdi ya da en fazla birkaç ay. Çok yakında, tüm gelişmiş yaşam formları gezegenden yok olurdu. Diğer taraftan eğer kaybolan bizler olsaydık, birkaç yıl içinde bitkiler, daha önce doğanın krallığından alınmış olan tüm bölgelere yeniden sahip olurdu ve bir yüzyıldan az bir sürede baki uygarlığımıza dair tüm işaretler yeşille kaplanırdı. Belki bu bize bitkiler ve insanların nispi önemini, biyolojik anlamda, ölçmemizde yardımcı olabilir.

Bir başka mecaz kullanmak gerekirse: Biyolojide hala Aristotelya-Ptolematik (bahsedilen dönem Geosentrik olarak bilinen dönemdir.) olarak tanımlayabileceğimiz bir dönemdeyiz. Kopernik Devriminden önce, insanlar dünyanın evrenin merkezinde olduğuna ve tüm gök cisimlerinin etrafında döndüğüne inanıyorlardı. Galileo’nun yıkmak için çabaladığı ve popüler zihinden kaybolması yüzyıllar süren, tamamıyla insan-merkezci bir görüş. Evet, biyolojinin kendini aşağı yukarı Kopernik-öncesi bir durumda bulduğunu söyleyebiliriz. Egemen olan düşünce insanların en önemli canlılar olduğu ve her şeyin etrafımızda döndüğü: Çünkü biz kendimizi diğerlerinin üzerine koyduk, biz doğanın mutlak efendileriyiz. Çekici ve iç rahatlatıcı bir görüş… Keşke doğru olsaydı!

Aslında, durumumuz gerçekten de o kadar gösterişli değil. Bitki dünyası tek başına gezegenin biokütlesinin yüzde 99,5’inden fazlasını temsil eder. Bu, canlı olan her şeyin toplam ağırlığı 100 ise, çeşitli hesaplamalara göre, bunun yüzde 99,5 ile 99,9 kadarı bitkilerden oluşmuş demektir. Ya da tam tersi şeklinde söylemek gerekirse, yaşayan şeylerin tamamı içinde hayvanlar – insanlar dâhil – yalnızca bir zerredir (yüzde 0,1 ila 0.5’lik bir azınlık).

İnsanların ormansızlaştırmayı en üst düzeye çıkarmadaki kararlı çabalarına rağmen, bitkiler canlı varlıkların su götürmez sultanlarıdır. Şükürler olsun! Dünya üzerindeki hayatın hala mümkün olmasını sağlayan da bu ilişkidir.

Bildiğimiz gibi, bitkiler besin zincirinin en temelindedir: yediğimiz her şey (et ve balık dahil) ya bir bitkidir ya da bitkilerle beslenerek olduğu şeye dönüşmüştür. İnsanlar beslenmek için çoş çeşitli bitki kaynaklarına sahipmiş gibi görünüyor olabilir, ancak işin aslı öyle değil. Kalorilerimizin çoğunu aldığımız esas olarak altı bitki var: Şeker kamışı, mısır, pirinç, buğday, patates ve soya. Bunlar ve birkaç başkası dünyadaki neredeyse tüm insanların beslenmelerinin temelini oluştururlar. Onlar, sözde besin bitkileridir, çok özel canlı varlıklar.

Bir bitkiyi yetiştirmek biraz bir hayvanı beslemek gibidir. Hiç insanların etçil beslenmesinin neden neredeyse tamamen sığır, tavuk ve domuzdan oluştuğunu merak ettiniz mi? Neden hiçbir kültür, yemeklerini aslan, Afrika antilobu, kurt, ayı veya yılana dayandırmamıştır? Bu hayvanlar da inekler ve tavuklar kadar kusursuzca yenilenebilirdir. Cevap, belli ki, evcilleştirilen hayvanların yetiştirilmesinin daha kolay oluşudur.

Yenilebilir bitkiler sayısızdır ancak çoğu, evrimleşme şekillerinden dolayı endüstriyel düzeyde yetiştirilemezler. Kaplanlar ve ayılar gibi vahşidirler. Diğer taraftan köpekler, insanlarla ortak yaşamanın daha kolay ve hayatta kalmak için savaş vermekten daha rahat olduğunu keşfederek yeni bir tür olarak kurtlardan evrimleşmişlerdir. Evrimsel süreç boyunca mükemmel, karşılıklı tatmin edici bir işbirliği meydana gelmiştir: İnsanlar köpekleri besleyip onlarla ilgilendiler ve karşılığında koruma ve arkadaşlık aldılar. Belli bitkiler de benzer bir evrimsel strateji izlediler: İnsanları besleyerek böceklerden korundular, beslenmeleri sağlandı ve özellikle de gezegenin uzak köşelerine yayılana kadar üretildiler.

İlgili Yazılar
1 254

Yazının devamını Yeni İnsan Yayınevi’nden çıkmış olan “Bitki Zekası” kitabında bulabilirsiniz.

Bitkilerin gayet zeki olduğu ve iletişim kurabildiği bir gezegen hayal edin.

Bu hayali gezegende bitkiler kendi aralarında bilgi alışverişi yapabiliyor. Köklerinden en tepesindeki yaprağa kadar her türlü bilgiyi aktarabiliyor. Çevresinde kendi türünden olanlarla diğerlerini ayırabiliyor. Tuzak kurarak avlanabiliyor. İklim geçişlerine, kuraklığa ya da aşırı yağmurlara karşı tedbir alabiliyor.

Daha da ileri gidip, diğer bitkilerle ve bazı hayvanlarla ağ kurabiliyorlar. Kendilerini korumak ve otçullardan sakınmak için, başka canlılardan yardım alabiliyorlar. Üremek için işbirliği geliştirebiliyorlar.

Bu kitapta yazılanları bize çok önce öğretilmiş bilgilerle anlamamız imkansız. Yeni bir perspektif ve zarif bir bakış açısıyla bilindik bitkilere yönelik bütün yargılarınız temelden sarsılabilir. Dünyanın her yanında ses getirmeye aday bu yepyeni kitap, şimdiden pek çok dergiye kapak oldu ve insanlık bir kez daha doğru bildiklerini kenara itmek zorunda kalacak gibi.

İnceleme: Tolga Candur

Bitki Zekası (Link 1)

Bitki Zekası (Link 2)

Yeni İnsan Yayınevi

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.