Hasan Sabbah, Haşhaşiler ve İntihar Eylemleri -Bölüm 2-

Hasan Sabbah, Haşhaşiler ve İntihar Eylemleri -Bölüm 2-

Kaleyi ele geçirmek için harekete geçen Sabbah, Alamut civarındaki köylere dailer göndererek bölgede propagandaya başlamış ve bölge halkını kendi safl

Taş Devrin İnsanında İklim ve Teknolojik Yeniliklerin Rolü
İnceleme: Antik Yunan Mimarlığı
Çin’de Neolitik Çağ Tarımının Gelişimi ve Etkileri

Kaleyi ele geçirmek için harekete geçen Sabbah, Alamut civarındaki köylere dailer göndererek bölgede propagandaya başlamış ve bölge halkını kendi saflarına çekmek için uğraş vermiştir. Yine dailer vasıtasıyla kale içindeki askerlerin birçoğunu da kendi saflarına çektikten sonra hazırlıklarını tamamlayarak 1090 yılında gizlice kaleye girmiştir. Bir süre kimliğini saklayarak yaşamını kale içinde devam ettirmiştir. Kimliği açığa çıktığında ise kalenin sahibi Mehdi, yapacak birşeyinin kalmadığını anlayarak kaleyi terk etmek zorunda kalmıştır.

Nizari devletinin fiili başlangıcı olan bu olay, o zamana dek gizli faaliyet gösteren İran İsmailileri tarihinde yeni bir dönem açmış, İran’daki İsmaili davası, Selçuklu rejiminin kalbini hedefleyen açık bir isyan politikası başlatmış ve Alamut’un zaptı bu isyanın ilk darbesini temsil etmiştir.

Hasan Sabbah kaleyi aldıktan sonra imar faaliyetlerine girişmiş ve kaleyi güçlendirmiştir. Kalenin ambarı ile su kaynaklarını genişletmiş; bu sırada kalenin dışını da ihmal etmeyerek Alamut Vadisi’nde de sulama sistemini mükemmelleştirerek tarımsal üretimi artırmıştır. Hasan Sabbah’ın faaliyetlerinin güzelliğini daha sonra –1273 yılında–  Alamut Kalesi’nin yakınlarından geçen Marco Polo şöyle dile getirmiştir:O iki dag arasında bir vadide dünyadaki her türlü meyve ile dolu normale göre çok büyük ve güzel olan bir bahçeyi duvarla çevirmistir. Orada her tarafı yaldızlı ve güzel resimlerle süslü eşi görülmemis en güzel evler ve en güzel saraylar bulunuyordu. İçinden şarap, süt, bal ve su akan kanallar vardı. Burası her türlü müzik aleti çalmasını, çok güzel sarkı söylemesini ve seyretmesi bile başlı başına zevk olacak kadar iyi dans etmesini bilen, dünyanın en güzel kadınları ve kızlarıyla doluydu

Alamut’un yeni efendisi Hasan Sabbah, kaleyi ele geçirmesinden ölmesine kadar geçen 35 yıllık süre boyunca, kalenin dışına hiç adımını atmamış; ikamet ettiği evden dışarı ise yalnızca iki defa çıkmıştır.Ölümüne dek geçen zamanın tamamında kitap okumuş, devletinin esaslarını kayda geçirmiş, emaretinin işleri ile uğraşmıştır.

Alamut Kalesi’nin ün kazanmasının asıl nedeni Hasan Sabbah’ın ta kendisidir. Alamut Kalesi’ni ele geçirmesi ile birlikte planlarını uygulamaya koymuş ve teker teker hamlelerini yapmıştır. Yaptığı her hamle toplumda yankı uyandırmış ve her yankının sonunda Alamut ismi tekrarlanarak dilden dile yayılmıştır.

hasan-ve-alamut

ALAMUT’UN FETHİNDEN HASAN SABBAH’IN ÖLÜMÜNE KADAR GEÇEN SÜREDE MEYDANA GELEN OLAYLAR

Alamut Kalesi’ni 1090 yılında ele geçirip davası için önemli bir üs haline getiren Hasan Sabbah, kendisine iki yönlü bir hedef çizmiştir: Bunlardan ilki mezhebine yeni üyeler kazandırmak, ikincisi ise daha fazla kale ele geçirmektir.

İsmaililer, büyük bir imparatorluk olan Selçukluları düzenli bir ordu ile alt edemeyeceklerinin bilincindeydiler. Bu nedenle kendilerine strateji olarak Selçuklu topraklarında Hasan Sabbah öncülüğünde bazı önemli bölgeleri tespit edip; alan alan, lider lider boyun eğdirmeye yönelik parça stratejisini benimsediler. Hasan Sabah’ın öncelikli hedefi, Rudbar ve Rudbar’ın diğer bölgelerini kendi inancına kazandırmak ve karargâhının çevresinde yeni kaleler ele geçirmekti. Saldırıdan iknaya her türlü yöntemi kullanarak Alamut çevresindeki yerlerde de denetimi sağlamıştır. İkinci hedefi ise günümüzde İran-Afganistan sınırları yakınında bulunan Kühistan olmuştur. Bölgenin coğrafik yapısı, barındırdığı Şii potansiyeli ve Selçuklu yöneticilerinden hoşnutsuz halk kitlesi Hasan Sabbah için önemli avantaj sağlamıştır. Bölgeye gönderdiği, aynı zamanda Kühistan kökenli olan dai Hüseyin Kaini, önemli sayıda halkı inancına katılmaları için ikna etmiş; birçok vilayette yönetimden hoşnutsuz halkı açık bir isyana teşvik ederek Zevzen, Kain, Tabes ve Tün gibi bölgeleri ele geçirmiştir. Ele geçirilen şehirlerle Doğu Kühistan’da da Rudbar’da olduğu gibi bölgesel bir devlet kurulmuştur.

hashasiler

Sabbah’ın üçüncü hedefi ise Huzistan ve Fars arasında kalan bölgeydi. Bu bölge de Rudbar gibi dağlıktı ve bölge halkı arasında Şiilik ve özelde İsmaililik gelenekleriyle güçlü bağlar mevcuttu. Bu bölgeyi de başka bir dahi, Ebu Hamza ele geçirmiş ve Erecen yakınlarındaki iki kaleyi ilerideki faaliyetleri için birer üs olarak kullanmıştır.

Hasan Sabbah’ın bütün bu faaliyetleri Melikşah’ın dikkatini çekmiş ve Melikşah sorunu çözmek için askeri müdahalelere başlamıştır. İsmaili ile mücadeleyi devlet politikası haline getiren Sultan Melikşah, Alamut üzerine Yoruntaş’ı göndermiştir. 1092’de Yoruntaş’ın Alamut kuşatması Hasan Sabbah’ı zor durumda bırakmış ve kalenin düşme ihtimali belirmiştir. Morali bozulan halk kaleyi terk etmek istemiş lakin Hasan Sabbah, Halife Mustansır’dan kaleyi terk etmemeleri yönünde emir aldığını ve başarıya ulaşacaklarını söyleyerek tebaasına moral vermiştir. Yoruntaş’ın kuşatma sırasında eceli ile ölmesi sonucu kuşatma kaldırılmıştır. Emir Yoruntaş’ın ölümünden sonra rahatlayan Hasan Sabbah tam nefes almışken Melikşah, hem Alamut’a hem de Kühistan’a 1092 yılında iki ordu göndermiştir. Arslanşah yönetimindeki Selçuklu ordusu Alamut’u kuşatmış ve Hasan Sabbah yine zor durumda kalmıştır. Durumun kötülüğü sebebiyle Ebu Ali’den yardım istemiş ve Ebu Ali’de Şelçuklu ordusuna rağmen kaleye girmeyi başarmış ve beraberindeki 300 adamla gerekli erzağı ve kol gücünü temin etmiştir. Yapılan ani gece saldırısı neticesinde de Arslantaş’ın ordusu yenilmiş ve geri çekilmek zorunda kalmıştır.

hasan-sabbah

Kühistan üzerine gönderilen ordu, bölgede bulunan Daro Şatosu’nu kuşattığı sırada İsmaililer, daha sonra adından sıkça söz ettirecek bir yönteme başvurdular: Suikast. Seçtikleri ilk kurban, bizzat üstlenmiş olduğu fitne cerahatini kurutma ve atalet mikrobunu temizleme görevinin kendisini İsmaililerin en tehlikeli düşmanı haline getirdiği, iktidarının zirvesindeki  vezirdi. Kuşatma sırasında Bağdat’ta bulunan Nizamülmülk bir fedai tarafından hançerlenmiş ve aldığı yaralar sebebiyle bir kaç gün sonra ölmüştür. Nizamülmülk’ten bir süre sonra da Melikşah ölmüş, bunun üzerine Daro Şatosu’nu kuşatmış olan ordu kuşatmayı kaldırarak geri dönmüştür.

Büyük Selçuklu Devleti’nin en kudretli sultanlarından biri olan Melikşah’a rağmen ele geçirdiği kalelerle saltanat merkezinin yakınında siyasi bir teşekkül oluşturmakla kalmamış, kendisi uğrunda canlarını feda edebilecek askeri kuvvet de oluşturarak servet ve güç sahibi olmuş olan Hasan Sabbah, Melikşah’ın 1092’de ölmesinden sonra etki alanını oldukça genişletmiştir. Etki alanının bu denli genişlemesinin nedenleri ise Büyük Selçuklu’da yaşanan taht kavgaları ve yine kutsal toprakları ele geçirmek gayesi ile yola çıkan Haçlıların, Selçuklu topraklarına saldırması olmuştur.

1092’den sonra iç karışıklıklar sadece Selçuklu’da yaşanmamış, aynı zamınada İsmaili mezhebinin içinde de yaşanmıştır. Hasan Sabbah İran’daki durumunu güçlendirdiği sırada, 1094 yılında Fatımi Halifesi Mustansır ölmüş ve halifelik makamı için yaşanan çatışma neticesinde Nizar-Mustali ayrımı yaşanmış ve daha önce bahsedildiği gibi Hasan Sabbah, Nizarilerin yanında yer almıştır. Kendisini hiç bir zaman imam olarak görmeyip onun tam yetkilli temsilcisi gibi gösteren Hasan Sabbah’a, İran, Irak ve Suriye’deki İsmaililerin çoğunluğu koşulsuz inanarak Nizariliği kabul etmiş ve Mısır-Alamut arasında sürtüşmeler bu tarhiten sonra artmaya başlamıştır

hasan-sabbah-meliksah

İsmaililerin İran’daki faaliyetlerini, ne alenen ilan edilmiş bir imamın yokluğu ne de Kahire’yle yaşanan sürtüşmelerin gerektirdiği düzenlemeler durdurup engelleyebilmiş gözükmektedir. Hasan Sabbah kendisine yeni hedef olarak Girdkuh Kalesi’ni seçmiştir. Kalenin jeopolitik öneminin farkında olan Sabbah’ın burayı ele geçirmesi de zor olmamıştır. Abdülmelik İbn Attaş’ın tarikata kazandırdığı Muzaffer adlı kişi, kale emirinin güvenini kazanarak kaleyi tahkim işine girişmiştir. Hazırlıklarını tamamlayan Muzaffer, asıl kimliğini ve Hasan Sabbah’ın müridi olduğunu açıklayarak kaleye O’nun adına el koymuştur. Konum itibariyle Horasan ve İran arasındaki anayola hakim olması ve diğer İsmaili destek merkezlerine yakınlığının getirdiği avantajla Girdkuh Kalesi, gelişme sürecindeki İsmaili iktidarının stratejik konumunu güçlendirmiştir. Girdkuh’un alınması ile aynı dönemde Selçuklu başkenti İsfahan’daki Şahdiz kalesi de 1096 yılında Hasan Sabbah’ın eline geçmiş ve Sünnilerin hamisi Selçukluların başkentine bir adım daha yaklaşmıştır.

Hasan Sabbah’ın cüretkar biçimde faaliyetlerine devam etmesinde, dönemin Selçuklu sultanı Berkyaruk ile Muhammed Tapar arasında yaşanan taht mücadelesi etkili olmuştur.

DEVAM EDECEK… BİZİMLE KALIN.

Hasan Sabbah, Haşhaşiler ve İntihar Eylemleri -Bölüm 1-

Yazı: Emre Kurt

Emre Kurt’un makalesinden özetlenerek bir bölüm size aktarılmıştır. Makalenin tamamına academia sitesinde ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

YORUMLAR

DISQUS: 0

HABER BÜLTENİ

15000onon