Hasan Sabbah, Haşhaşiler ve İntihar Eylemleri -Bölüm 1-

Hasan Sabbah, Haşhaşiler ve İntihar Eylemleri -Bölüm 1-

Gerek kendi döneminde, gerekse ölümünden yıllar, on yıllar, yüzyıllar sonra bile adından sıkça söz ettiren Hasan Sabbah, Arapların İran'daki ilk yerle

İznik Gölü’ndeki bazilika ziyarete açılıyor
Hasan Sabbah, Haşhaşiler ve İntihar Eylemleri -Bölüm 2-
Kazısı Yapılan “Ciruft Zigguradı” Kendi Türünün En Eskisi ve En Büyüğü Olabilir

Gerek kendi döneminde, gerekse ölümünden yıllar, on yıllar, yüzyıllar sonra bile adından sıkça söz ettiren Hasan Sabbah, Arapların İran’daki ilk yerleşim merkezlerinden ve On İki İmam Şiiliği’nin sağlam bir kalesi olan Kum kentinde dünyaya gelmiştir.  Yemen kökenli olduğunu iddia eden babası Ali b. Muhammed b. Cefer b.Hüseyin b. el-Sabbah el-Himyeri, Kufe Sefad’ından İran’ın en eski Şii kentlerinden biri olan Kum’a göçmüş ve Hasan Sabbah kesin olarak bilinmemekle birlikte 11.yy. ortalarında burada doğmuştur.

Hasan Sabbah son derece zeki, yetenekli ve okumaya meraklı olduğundan babası özellikle eğitimiyle yakından ilgilenerek değerli hocalardan dersler almasını sağlamıştır. Kısa bir süre sonra Sabbah ailesi Kum kentinden, İsmailiye faaliyetinin fazla olduğu Rey kentine taşınmıştır. 7 yaşında babasına din adamı olma isteğini ileten Hasan Sabbah, burada din adamlığı yönünde gerekli eğitimi almaya başlamıştır. Ailesinden ötürü Şiiliğin On İki İmam koluna mensup Hasan, İsmailiyeyi ciddiye alınmaması gereken bir sapkınlık olarak görmüştür. Fakat Emire Zereb adlı dai ile tanıştıktan sonra düşüncesi değişmeye başlamıştır. Bir süre daha Emire Zereb’den ders aldıktan sonra Zereb’le yolları ayrılmış, buna rağmen genç öğrenci arayışına devam etmiş ve İsmaili eserlerini okumuştur.

hashasi-oyunu

Genç yaşta geçirdiği hastalık dönemi Hasan Sabbah’ın İsmaili inancının tam anlamıyla benimsemesine neden olmuştur. İyileşme döneminde karşısına çıkan başka bir dai sayesinde eğitimini tamamlayarak İsmail b. Cafer ve ardıllarının imamlığının doğruluğuna inanmış ve Fatımi davasını, kendi davası olarak benimsemiştir. Mezhebe yeni katılan Hasan, Batı İran ile Irak’taki İsmaili davetinin başında bulunan Abdülmelik İbn Attaş’ın dikkatini çekmiş ve İbn Attaş bizzat 1072 yılında Hasan’ı ziyaret etmiştir. Ziyaretinin sonucunda İbn Attaş, Hasan Sabbah’a dava örgütlenmesinde görev vermiş ve Mısır’a giderek halifeye bağlılığını sunmasını tavsiye etmiştir.

Bu tavsiyenin ardından Hasan, Rey’den ayrılarak Mısır’a doğru yola çıkmıştır. Hasan Sabbah’ın Rey’den ayrılması hakkında çeşitli rivayetler bulunmaktadır. Bunlardan ilki ve en popüler olanı Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamülmülk arasındaki arkadaşlık ve verdikleri sözle ilgili olanıdır. Buna göre aynı hocadan ders alıp arkadaş olan Hasan Sabbah, Ömer Hayyam ve Nizamülmülk kendi aralarında ilk başarıya ulaşacak kişinin diğer ikisine yardım edeceği konusunda anlaşmaya varırlar. İçlerinden ilk önce Nizamülmülk başarıya ulaşır ve Selçuklu Sultanı Melikşah’ın veziri olur. Bunun üzerine Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah, Nizamülmülk’e yaptıkları anlaşmayı hatırlatırlar. Sözünde duran Nizamülmülk, Ömer Hayyam’ın isteği olarak kendisine ömür boyu maaş bağlar; Hasan Sabbah’ a ise isteği doğrultusunda idari görevler verir. Gözüne vezirlik makamını kestiren Sabbah, Nizamülmülk için tehdit oluşturmaya başlar. Bundan dolayı vezir de Hasan Sabbah’ın Melikşah’ın gözünden düşmesi için çaba harcar ve amacına ulaşır. Aldığı darbe ile onuru kırılan Hasan Sabbah, intikamı için hazırlanacağı Mısır kaçar.

hasan-sabbah

Nizamülmülk’ün en geç 1020’de dünyaya gelip 1092’de ölmüş olması; Hasan Sabbah ve Ömer Hayyam’ın ise doğum tarihleri kesin bilinmemekle birlikte Sabbah’ın 1124’te, Ömer Hayyam’ın ise en erken 1123’te ölmüş oldukları bilgisi, her üç şahsın aynı zaman dilimi içerisinde öğrencilik yapmış olmalarının imkânsızlığını ortaya koymaktadır. Diğer bir rivayete göre ise Hasan Sabbah, kendisini Mısırlı ajanlara yataklık etmek ve tehlikeli bir kışkırtıcı olmakla suçlayan Rey şehri yönetimine yakalanmamak için şehirden kaçmış ve seyahati sonunda Mısır’a gitmiştir. Netice itibariyle sebebi ne olursa olsun Hasan, Rey’den 1076 yılında çıktıktan sonra önce İsfahan’a oradan Azerbaycan üzerinden Mezopotamya, Suriye’ye ve Şam’a ulaşmıştır. Yolculuğuna Beyrut’a giderek devam etmiş, oradan da 1078’de deniz yolu ile Mısır’a geçerek yolculuğunu sonlandırmıştır. Mısır’da Fatımi halifesi Mustasır’ın huzuruna çıkmış ve halife kendisinden, onun adına ileride davette bulunmasını istemiştir. Lakin gelişen olaylar nedeniyle Hasan Sabbah, Fatımi başkentinde zor durumda kalmıştır. Mısır’da bulunduğu dönemde Nizar’a halife olması için destek vermiş, bunun üzerine dönemin valisi Bedrü’l Cemali’nin düşmanlığını kazanmış ve önce hapse sonra ise sürgüne gönderilmiştir. Neticede gerçek ne olursa olsun, ateşli devrimciyle askeri diktatör arasında bir çatışma yaşanması ihtimal dâhilindedir.

Kuzey Afrika’ya sürgüne yollanan Hasan Sabbah, bindiği geminin batması sebebiyle kendisini kurtaranlar tarafından Suriye’ye götürülmüştür. Buradan harekete eden Sabbah, Halep, Bağdat ve Huzistan yolunu takip ederek İsfahan’a ulaşmış ve 9 yıl boyunca İran’da kalmıştır. Selçuklu Devleti etkisinin güçlü olarak hissedildiği Orta ve Batı İran şehirlerinde İsmaili inancını yaymak için seyahatlere çıkmıştır. Gezileri sırasında Selçuklu iktidarının oldukça fazla olduğu Orta ve Batı İran’da başarılı bir muhalif hareket örgütlenmesinin zor olacağının farkına vararak kendisine planlarını uygulayabilceği coğrafya arayışına başlamıştır. Arayışı uzun sürmeyen Sabbah, kendisine Selçuklu etkisinden uzakta olup aynı zamanda Şii inanışın fazla olduğu Deylem bölgesini bulmuş ve buraya gitmiştir. Bölge halkının cehaletinden faydalanan Hasan Sabbah, kendisine yeni müritler kazanmıştır. Hasan’ın faaliyetlerinden şüphelenen Nizamülmülk, Rey Reisi Ebu Müslim’e Sabbah’ı yakalaması için emir vermiş fakat Ebu Müslim başarılı olamamıştır. Bu olay Nizamülmülk’ün yaklaşan tehlikeyi farketmesi ve Nizamülmülk-Hasan Sabbah çekişmesinin başlangıcı olması açısından önemlidir.

Alamut Kalesi günümüz

Alamut Kalesi günümüz

Kendisi için üs arayan Hasan Sabbah, mekân olarak Alamut Kalesi’ni seçmiştir. Bunun sebepleri ise, bölgede yaşayan Şii halkın varlığı, Alamut’un Selçuklu Devleti’nin etki sahasından uzakta olması, stratejik bir noktada ve saldırılar karşısında düşmesinin neredeyse imkânsız olduğu bir konumda bulunmasıdır. Öyle ki Alamut Kalesi, yüksekliği 2000metreyi aşan kayalar üzerinde kurulmuş,  bölgede bulunan Elbraz sıradağlarının en yüksek doruğunu oluşturan ve vadiler sistemi ile giriş ve çıkışların oldukça zor olduğu bir coğrafyaya inşa edilmiştir. Bu özelliği kale ile adeta Hasan Sabbah için biçilmiş bir kaftan olmuştur.

DEVAM EDECEK… BİZİMLE KALIN.

Yazı: Emre Kurt

Emre Kurt’un makalesinden özetlenerek bir bölüm size aktarılmıştır. Makalenin tamamına academia sitesinde ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

YORUMLAR

DISQUS: 1

HABER BÜLTENİ

15000onon