Bir Yok Oluşun Hikâyesi Kaz Dağları…


Tanrıların dağı Olympos’da kutlanan bir düğüne Fesatlık Tanrıçası Eris davet edilmez. Bunun üzerine Eris düğüne davetsiz olarak katılır ve masanın ortasına bir altın elma bırakır. Elmanın üzerine de “en güzele” yazmıştır. Bunu gören kadınlar ‘elma benim’ diyerek sahiplenmeye kalkmışlar. Tarafsız davranmak isteyen Olympos’un baş tanrısı Zeus, Yunan mitolojisinin ünlü tanrıçaları Hera, Afrodit ve Athena, arasında kimin en güzel olduğuna dair bir yarışma yapmaya karar verir.

Krallar kralı Zeus, bu yarışma için Kaz Dağlarının yakışıklı çobanı Troya prensi Paris’i altın elmayı en güzele vermesi için görevlendirir. Paris de Altın Elma’yı güzelliğiyle ünlü tanrıça Afrodit’e vererek en güzeli seçer. Fakat Hera buna çok sinirlenir ve işte bu da Troya’nın sonunun başlangıcı olur. Çünkü Afrodit de Paris’e vaat ettiği gibi bu seçimin karşılığında “tüm kadınların en güzeli” olan Helen’i Paris’e âşık eder. Hikâyenin devamını filminden de biliyorsunuz zaten. Akalılar ve Troyalıların savaşı için iki gruba ayrılan tanrılar İda Dağının eteklerinde bu savaşı seyreder ve yönlendirmeye çalışırlar.

Bu mitolojik hikâye suçsuz bir dağın nasıl savaşın ortasında kalabileceğinin göstergesidir aslında ve dünyaya tepeden bakan tanrıların nasıl bir yok oluşu başlatabileceğinin hikayesidir. Güçlünün zayıf olan ile önemsizce giriştiği mücadeledir aslında. Altın Elma’nın peşinden giden bir ulusun cezalandırılmasıdır bu hikâye.

Altın Elma mitolojik bir hikâyeden çok, hırsın ve kibirin simgesidir. Altın Elma’yı alan kişi kendini herkesten üstün hisseder ve bu elmaya ulaşmak için her şeyi göze alırmış. İşte, Dünyanın oksijeni en bol noktalarından biri olarak kabul edilen Kaz Dağları’nda Altın Elma’nın aranmasının hikâyesi olmasının yanında, Altın Elma’nın peşinden koşarak günümüze kadar gelen bu insani hırsın hikayesidir aynı zamanda.

Kaz Dağları; milyonlarca ağacı, zengin bitki örtüsü, yeraltı suyu, kaplıcaları, zeytinlikler barındırdığı ve yaban hayatının korunması gereken bir bölge. Büyükşehirlerden kaçıp hafta sonu tatilini temiz hava ve bol oksijen ile değerlendirmek isteyenlerin yeri. Buz gibi suları, mis gibi havasıyla tam bir cennettir Kaz dağları.

Öyle bir flora düşünün ki sahilden kızılçamlarla başlasın 800m yükseklikte karaçamlara, daha sonra bu karaçamlar meşe ile karışsın. Kaz Dağı’nın en yüksek kesimlerinde ise dünyada yalnız Kazdağı’nda yetişen Kazdağı gök narına ulaşılsın.

Öyle bir fauna düşünün ki karaca, ayı, yaban kedisi, domuz, çakal, tilki, ağaç sansarı, yaban tavşanı, kartal, doğan, şahin, çulluk ve keklik olsun.

Biga yarımadasının bu en büyük dağı şimdilerde parça parça altın elma arayıcılarıyla işgal ediliyor. Kazdağı’nın kalbine demir gövdelerle girip asırlık ağaçlara bir kürdan muamelesi yapıyorlar. Endemik bitkiler yok ediliyor, kayalar dinamitleniyor, dev makineler girebilsin diye yollar yapılıyor, şantiyeler kuruluyor, sondaj alanları açılıyor, toprağına çaresi olmayan zehir sızdırılıyor, suları zehirleniyor ve havası karartılıyor.

Kaz Dağlarında 250-300 ton altın olduğu tahmin ediliyor. Bu altınlar toprağın altında zerrecikler olarak bulunuyor ve çıkarmak için ne yapmak mı gerekiyor?

  • Kazdağı’nda altın çıkarılırsa; 1 trilyon ton toprak işlenecek, 400 bin ton siyanür kullanılacak.
  • Kazdağı’nda altın çıkarılırsa; 2 milyon 580 bin dönüm orman, 10 milyon zeytin ağacı etkilenecek.
  • Kazdağı’ nda altın çıkarılırsa; su kaynakları azalacak ve kirlenecek.
  • Kazdağı’nda altın çıkarılırsa; orman köylülerinin geçim kaynağı azalacak ve göçe zorlanacak, 20 bin zeytin üreticisi, 80 bin zeytin işçisi ile 30 bin aile etkilenecek. Ürünlere alıcı bulamayacağız. Bölgeye turist gelmeyecek.
  • Her yıl zeytinden, zeytinyağından ve diğer tarım ürünlerinden elde edilen 650 milyon dolar ve ayrıca turizm gelirleri kesilecek.

Bir altın madeninin ömrü 10 yıl… Kazdağı’nda altın çıkarılırsa; 10 yıl sonra siyanür çukurlarıyla üzerinde ot bitmeyen toprak dağları kalacak. 10 yılda verilen zarar yüzlerce yıl temizlenemeyecek. Siyanür ve ağır metallere maruz kalacak, zaman içinde ölümcül hastalıklara maruz kalacağız.

Bundan asırlar sonra dönüp arkamıza baktığımızda bir tarihin yok olduğunu göreceğiz. Efsanelerin konuşulmaya konuşulmaya unutulduğuna tanıklık edeceğiz. Pişman olduğumuzda ise her şey için artık çok geç olacak…

 

“SON IRMAK KURUDUĞUNDA, SON AĞAÇ YOK OLDUĞUNDA, SON BALIK ÖLDÜĞÜNDE; BEYAZ ADAM PARANIN YENMEYEN BİR ŞEY OLDUĞUNU ANLAYACAK…” – KIZILDERİLİ ATASÖZÜ

Tolga Candur

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

log in

reset password

Back to
log in