Arkeoloji ve Gezi Kültürü Dergisi

BİR SANAT TARİHÇİSİNİN SESSİZ ÇIĞLIKLARI

0 33

Ülkemizin gündemi bir hayli yoğun… Hepimiz zor günlerden geçiyoruz. Özellikle yeni mezunların durumu içler acısı. İşsizlik oranı gün geçtikçe artıyor. Özellikle Sanat Tarihi gibi sözel ağırlıklı bölümlerden mezun olan insanların şansı neredeyse yok gibi…

kaxnjwmqljyjqtzvndza

Çok karamsar mı bir tablo çizdim? Özür dilerim! Sadece gerçekçi olmaya çalışıyordum.

Sanat Tarihi bölümünden iki yıl önce mezun oldum, pedagojik formasyon eğitimimi de bu yıl tamamladım. Bir yıldır iş arayışındayım ancak mesleğimle ilgili bir iş bulmak neredeyse yok gibi bir şey. Topkapı Sarayı’nda özel bir şirkette Sanat Tarihçisi olarak çalışmama rağmen buradan maddi ve manevi bir takım nedenlerle ayrıldıktan sonra ne yazık ki iş bulamadım, diye yazsam sanırım daha doğru olacak. Bu durum sadece benim için geçerli olsa, hak verebilirdim. Çünkü bir eksiğim ve bir hatamın olduğunu düşünüp, bu yönde araştırmalar yapmak daha mantıklı olurdu. Ancak şimdi ben ve benim gibi bir sürü arkadaşım, işsiz. Çünkü mesleklerinin belirli bir görev tanımı yok. Gerçi görev tanımı olan nice nitelikli insan da iş bulamıyor ama bu yazımı sadece Sanat Tarihçileri için yazdığım için onları tenzih ediyorum. Ne diyordum? Görev tanımımız yok. Yani size “Sanat Tarihçileri, ne iş yapar?” diye sorduklarında “akademisyen, öğretmenlik, yazarlık, raportörlük” dışında herhangi bir cevap veremiyorsunuz. Bu son derece can sıkıcı bir durum…

  • “Yine de hiç yoktan iyidir!” diye düşünüyorlar insanlar.

Ama bilmiyorlar ki akademisyenlik ve öğretmenlik tamamen kadroya bağlı. Geçen yıl sadece 9 sanat tarihi öğretmeni atandı. “Dünya başkenti” diye böbürlendiğimiz ama “tarihi eser mezarlığı” olmaktan pek de öteye gidemeyen İstanbul’da ne yazık ki hiç kadro yoktu. Gerek öğretmenlik gerek öğretim üyeliği için KPSS, ALES, YDS gibi sınavları öneriyorlar. Ama bu sınavlara son yaşananlardan sonra insan hiçbir şekilde güvenemiyor. En acımasız olanı da bu! Yani çözüm yolu diye gösterdikleri yol aslında tıkalı. Tünelin karanlığı, insanı korkutuyor. Elbette eğitim alanında çalışanlar var ama mezun sayısı düşünülünce yapılan atamaların sayısı, insanın yüzünü güldürmekten son derece uzak.

ÖYP adı verilen öğretim üyesi yerleştirme programı diye tanımlayabileceğimiz program bir sene varsa diğer sene yok. Ancak bu bölümde “kararlı ve istikrarlı” arkadaşlarımın denemesini öneriyorum. İstanbul’da yaşayanlar için bu sene kadro yoktu. Samsun, Giresun, Konya, Şanlıurfa gibi illerimizde kadro var. Bu insanı biraz rahatlatıyor. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti sadece İstanbul’dan ibaret değil. Sadece insanın İstanbul’da yaşamak dışında bir alternatifi yoksa ÖYP’nin seçenek olmaması insanı düşündürüyor.

“Pedagojik Formasyon sertifika belgesi” bazı özel kuruluşlarda da aranan bir belge… Ancak bu belgeyi aldığınız zaman, “Sanat Tarihi Öğretmeni” olarak iş aradığınızda neredeyse hiç iş bulamıyorsunuz. Ücretli öğretmenlikler de temel alanlara öncelik tanıdığı için size sıra gelmesi biraz zaman alıyor.

  • “Aman olsun da! Sabrederiz!” diyenler var. Ben de onlardan biriyim. “Yeter ki aldığımız eğitimi uygulayabileceğimiz bir mecra olsun” düşüncesindeyim. Bu nedenle hemen hemen tüm ilçelerdeki ücretli öğretmenliklere başvuru yaptım ama henüz Güz dönemi için bir dönüş olmadı. Umarım diğer arkadaşlarım bir yerlere yerleşir de bu da hepimiz için ümit olur.

Peki, raportörlük? Restorasyon yapan şirketlerin Sanat Tarihi raporu yazdırması zorunlu. Bu raporun önemi, restore edilen tarihi eserin dünü, bugünü ve geleceği hakkında bir bağ kurmasından ileri geliyor. Ama restorasyon firmaları neredeyse yeni mezunlara bu alanda hiç şans tanımıyorlar. Bu insanı yoran bir durum! Çünkü her firmanın anlaştığı birilerinin olduğunu bilmek güzel de olsa insan bir şeyler yapmak istediğinde her yerin dolu olduğunu görüyor ve umudu kırılıveriyor.

  • “Hemen de kırılmayın canım! A! Yeni mezunsunuz! Durun bakalım. Önce bir pişin! Deneyim sahibi olun, ondan sonra bakarız!”

Böyle düşünenlerin kendince haklı sebepleri var. Yazabilirim:

1) Tarihi eserler, “acemi” ellere bırakılamayacak kadar değerli ve önemli.

2)Deneyim sahibi olan rapor yazmak gerektiğine ben de inanıyorum.

Ancak şunu unutmamak gerekiyor: “bir yerlerden başlamazsanız, deneyim kazanamazsınız. Bir tarihi eser restorasyonunu elbette ‘acemi ellere’ bırakmamak gerekir ama söz konusu bir raporsa onun nasıl yazılacağını örgün Sanat Tarihi eğitiminde öğretmeleri, biraz olsun bu acemiliğin azalmasını sağlayabilir.” Yani demokrasilerde çare tükenmez! Sorun varsa öneriler de var! Yeter ki önerilere açık olunsun, kulak verilsin ve bir şeylerin yapılmasında hep beraber çalışılsın.

İlgili Yazılar
1 254

Devam edelim.

Sanat Tarihçileri, aslında iyi birer metin yazarı olabilirler. Çünkü aldıkları eğitim, çok yönlü bir eğitimdir.

  • “İyi de kardeşim! Senin aldığın eğitim çağlar boyu sanatın tarihi üzerine.”
  • “Evet.”
  • “Ben sanatla ilgili metin yazdırmayacağım ya, işime yaramazsın!”

Cümlemi bir kez daha okumanızı öneririm, sevgili okurlar. Ben “çok yönlü bir bakıştan” bahsediyorum. Ülkemiz eğitim sisteminde de eksik olan bir şeyden. Bu nedenle Sanat Tarihi’nin insana bir alt yapı kazandırdığına inanıyorum. Ülkemizde “işe yaramaz” gibi görülen sosyal alanların arasından bu şekilde sıyrılabileceğine de. Hatta biraz daha ileri gidersem sözelin Hukuk’u diyebilirim.

  • “Okudun ya, ondan böyle övüyorsun bölümünü!”

Gerçekten öyle değil. Ufak bir hikâyecik anlatayım size: “İlk üniversitemi okurken, özel bir okulun radyo ve televizyon programcılığı bölümünden dereceyle mezun oldum, bir haber kanalına gitmiştik. Orada konuştuğumuz haber editörleri; ‘farklı bir bölüm okumanın medyadaki tek düzeliği değiştirebileceğini, haberlerin de daha kaliteli sunulup, hazırlanabileceğini’ söylemişlerdi.” Gerçekten de çok doğru bir yaklaşımdı. Bu bölüm sadece tarihi eserlerin, müze ve galerilerin dilini öğretmiyor size. Aynı zamanda bir zemin oluşturmanızı sağlıyor. Bir de böyle bakmanızı öneririm.

Son olarak galeri ve müzelerden bahsedip, ufak bir öneriyle yazımı sonlandırmak istiyorum.

Sanat galerileri, çağdaş sanata gönül vermiş sanatçılara kucak açıyor. Bu sanatçıların ve sanat eserlerinin, “müşteri” demek pek istemesem de geçerli tabir maalesef bu, Sanat Tarihçilerine ihtiyaç duyulabileceğinin kanısındayım. Ne de olsa “geçmişini bilmeyen bugününü bilemez!”, bilindik bir cümlenin varlığından haberdarız. Ancak galerilerin sanat tarihçilerine staj için bile olsa pek fazla yer vermemesi bu cümlenin anlamının boş olmasına yol açabilir. Burada önerim en azından staj için galerilerin Sanat Tarihçilerine destek olması. Çünkü ne acıdır ki bu bölümde zorunlu staj yok. Oysaki Sanat Tarihi bölümünü besleyen görselliğin, bugünle harmanlanması çok önem taşıyor. Bunun görmezden gelinmemesi gerekiyor. Müzelere gelince… Stajımı Beşiktaş Deniz Müzesi gibi değerli bir kuruluşta yapanlardanım. Beşiktaş Deniz Müzesi’nin yanı sıra Ayasofya Müzesi ve Topkapı Sarayı Müzesi’nde de staj uygulamasının devam ettiğini biliyorum. Umarım diğer müzelerimizde staj imkânlarını artırır. Özel müzelerin Sanat Tarihçisi alımında biraz daha esnek davranabilmesini diliyorum.

Sanat Tarihi bölümünü ve bu bölümü okuyan, bu bölümden mezun olan arkadaşlarımın sorunlarını, naçizane çözüm önerilerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım. Umarım ufak bir pencere açabilmişimdir. Pencerenin önündeki çiçeğin büyümesi için ilgililerden ricam, bölümden mezun olanlara şans vermeleri. Çünkü sadece İstanbul Üniversitesi’nden her yıl 50 mezun veriliyor.

Türkiye çapında pek çok üniversitede bu alandan mezun olan pek çok istekli, özverili, çalışkan, üretmeye istekli, başarılı insanlar var. Ülkemiz zaten bu alanda cennet. Önemli olan, ülkemizi cennetten cehenneme dönüştürmeye çalışanların oluşturduğu tehditlerden kaçınmanın tek yolu olan genç, pırıl pırıl, aydınlık insanlara fırsat vermek ve verilen bu fırsatın sürekliliğini sağlamak!

Bu süreklilik, tarihi eser kaçakçılığının, kültürün yanlış aktarılmasının belki de önüne geçer.

Ne dersiniz?

 

Tüm içtenliğimle.

 

Nur Gözde Yılmaz.

Sanat Tarihçisi.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.