Arkeoloji ve Gezi Kültürü Dergisi

ANTİKÇAĞ VE TÜRKİYE – 5

0 24

ANTİKÇAĞ TEMEL BİLİMLERİ VE BUNLARIN TÜRKİYE’NİN ARKEOLOJİK DOKUSU İÇİNDEKİ YERİ
(Devam ediyor. – Bağlantıyı daha iyi kurabilmek için aynı isim altındaki diğer paylaşımları okumanızı da tavsiye ederim)

İlgili Yazılar
1 254

Türkiye’de yapılan yüzey araştırmaları ve kazılarda çıkan Antikçağ malzemesinin %50’sine yakın bölümünü epigrafik ve nümismatik buluntular oluşturmakla birlikte, Türk üniversitelerinde doğrudan doğruya bu malzemeleri araştırmayı hedefleyen bağımsız bölüm ve bilim dallarının bulunmayışı, Hellence ve Latince öğretiminin ise, oldukça zayıf olması ya da hiç olmaması, ilgili alanlarda yetkin bilim adamı yetiştirilmesini tamamen önlemekte; bunun sonucu olarak, gerek akademik düzeyde, gerekse sahayla ilgili araştırmalarda ve diğer kurumlarda (örneğin müzelerde) büyük bir boşluk ve çarpıklık ortaya çıkmaktadır. Tarihî belge değeri arkeolojik malzemeye kıyasla çok daha büyük olan bu buluntular Türkiye’de halen ve hemen hemen tümüyle yabancı bilim kuruluşları tarafından arşivlenip bilimsel olarak değerlendirilmektedir.

Sayısal bir kıyaslama yapılacak olursa, halûhazırda Türkiye’de aktif olarak araştırma yapan yabancı epigrafist ve nümismat sayısı (kazı ve yüzey araştırmaları dahil) ile bu alanlardaki Türk araştırmacıların sayısı arasındaki oran 1/10 Türkler’in aleyhinedir. Oysa bu oran tam aksine bir durumu ifade etmeliydi. Yabancı bilim adamlarının yurdumuzdaki etkinlikleri her ne kadar rekabetçi bir bilim zihniyetinin doğması ve bilimin evrensel karakteri açısından yararlı ve gerekli ise de, bunların sayılarının özellikle “zihinsel bilimler” alanında yerli bilim adamlarının sayısından kesinlikle fazla, hele kat kat fazla olmaması gerekirdi. Bunun sakıncalı doğal sonuçlarına, göreceli tarih yorumu çerçevesinde daha önce değinmiştim. Kaldı ki, rekabet eşit şartlar altında yapıldığı zaman atılımcı ve yaratıcı, aksi takdirde yıldırıcı ve teslimiyetçi olmaktadır. Eskiçağ temel bilimleri araştırmacılığında Türkiye’de etkinlik gösteren yerli ve yabancı bilim adamları arasında, en mütevazi şekliyle bile düşünülse dahi, ne sayısal ne de maddî açıdan bir denge mevcuttur. Bu yarış ve rekabet, halk tabiriyle “emmim atlı, ben yayan” olmaktadır.

Eşit şartları yaratabilmek içinse, ilkin bu alanda halûhazırda aktif olarak çalışan Türk bilim adamlarıyla yabancı ekipler arasında “geçici” statülü bir denge sağlanması; ikinci aşamada, söz konusu temel bilimlerin üniversitelerimizde dinamik ve bağımsız bir biçimde yeniden yapılandırılması zorunluluğu vardır. Ancak bu sağlandığı takdirde, üçüncü aşamada, yabancı bilimsel kuruluşlarla koordinasyonlu ortak çalışmalara sistemli olarak yönelmek ve Türk bilimine rekabetçi, yaratıcı, kısaca sağlıklı bir yapı kazandırmak mümkün görünmektedir.

ANTİKÇAĞ VE TÜRKİYE – 4

[DEVAM EDECEK..]

Prof. Dr. Bülent İPLİKÇİOĞLU

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.