ANTİKÇAĞ VE TÜRKİYE – 4


ANTİKÇAĞ TEMEL BİLİMLERİ VE BUNLARIN TÜRKİYE’NİN ARKEOLOJİK DOKUSU İÇİNDEKİ YERİ:

Ortaçağ elyazmalarıyla günümüze ulaşmış olan Hellence-Lâtince edebî kaynakların hemen hemen tamamen işlenmiş olduğu zamanımızda Epigrafi, Nümismatik, Papiroloji gibi temel disiplinlerin Eskiçağ Tarihi, Klasik Filoloji ve Klasik Arkeoloji bilim dallarına ilk elden yeni kaynaklar sağladığı günümüz bilim çevrelerinin artık tartışmasız kabul ettiği bir gerçektir. Bu nedenledir ki, söz konusu disiplinler artık, eskiden olduğu gibi “yan” ya da “yardımcı bilimler” olarak değil, “Temel Bilimler” olarak tanımlanmaktadır. Eskiçağ araştırmalarını, tümüyle yazılı belgelere ve empirik araştırmalara dayanan Epigrafi, Nümismatik, Papiroloji ve bunların yanında Tarihî Coğrafya disiplininin verilerinden yararlanmadan yürütmek bugün artık imkânsızlaşmıştır. Çünkü, yeni kaynaklara başvurmadan yapılan Tarih bilimi dinamizmini kaybederek durağanlaşmaya, giderek vasıfsızlaşarak öğretici ve eğitici işlevini yitirmeye mahkûmdur. Eğer Eskiçağ Tarihi bilimini Ortaçağ, Yeni ve Yakınçağ tarih bilimleri yanında günümüz toplumlarına zihinsel hayatiyet sağlayan büyük bir sarnıca benzetirsek, Epigrafi, Nümismatik, Papiroloji ve Tarihî Coğrafya temel bilim dallarını da, bu sarnıcı sürekli kaynak suyuyla besleyen pınarlara benzetebiliriz.

Tarih bilimiyle uğraşı, günümüz kültür toplumlarında insanlığın geçmişi ile yapılan evrensel bir hesaplaşma, bir anlamda bilimsel bir mahkemedir. Tarihçiler, filologlar ve arkeologlar ise bu büyük ve sürekli mahkemenin yargıçları durumundadırlar. Bu hâkimlerin önüne Hellen-Roma geçmişinin derinliklerinden iki ayrı kaynak türü gelmektedir:

1) Konuşan kaynaklar ki, bunlar; Klâsik Filoloji biliminin konusunu oluşturan, günümüze Ortaçağ elyazmaları yoluyla ulaşmış antik edebî eserler; Epigrafi bilimin değerlendirdiği, ezici çoğunluğu antik taşlar üzerinde doğrudan doğruya günümüze gelen yazıtlar; Nümismatik biliminin araştırdığı sikkeler ve Papiroloji bilimin incelediği papirüsler gibi yazılı olarak günümüze ulaşan kaynaklardır;

2) konuşmayan kaynaklar ki, bunlar da Arkeoloji biliminin araştırma alanını oluşturan heykel, resim, mimari kalıntı, araç-gereç gibi maddi kültür kalıntılarıdır.

Bu iki kaynak türünün gerçeği ortaya çıkarmak için uğraşan Tarih bilginine verdikleri ifadenin tarzı ve değeriyse değişiktir: Biri konuşur nitelikli olup, yoruma dayanan yargıya yalnızca ayrıntıda yer bırakırken; diğeri susar nitelikli olup, ifade etmek istediği tarihî durum büyük çapta tarihçinin, arkeoloğun, filoloğun yorumuna bağlı kalmaktadır. Bu bakımdan, yazılı kaynak ve belgeler tarih araştırmacılığında birincil ve temel değer taşımaktadırlar.

ANTİKÇAĞ VE TÜRKİYE – 3

[DEVAM EDECEK..]

Prof. Dr. Bülent İPLİKÇİOĞLU

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

log in

reset password

Back to
log in