Arkeoloji ve Gezi Kültürü Dergisi

Antik Mısır’ın Sıradan İnsanları Hakkında Bilinmeyen 10 Gerçek

Kutsal oyunlar oynarlardı, mizah duyguları vardı ve hem antik hem de modern dünyada sık sık ayrımcılığa maruz kalmış toplum üyelerini desteklerlerdi. Hiçbir şey kolay değildi.

0 522

Şüphesiz ki Antik Mısır’ın en önemli özelliği firavunlar, piramitler ve altından yapılmış eserlerdir. Fakat çoğunlukla gözden kaçan, ünlü kültürlerinin karmaşıklığını ve gizemini yansıtan halk da buna dahildir. Kutsal oyunlar oynarlardı, mizah duyguları vardı ve hem antik hem de modern dünyada sık sık ayrımcılığa maruz kalmış toplum üyelerini desteklerlerdi. Hiçbir şey kolay değildi. Yaygın sağlık sorunlarından cinayete kadar, siviller de karanlık zamanlar ve yaşanan gerginliklerden muzdaripti.

Antik Mısır Medeniyeti Hakkında Merak Ettiğiniz Tüm Bilgiler Burada Hemen Tıklayın

10- Masa Oyunlarını Severlerdi

Piramit bloklarını taşımayla geçen uzun bir günün ardından antik Mısırlılar eğlenceye ihtiyaç duyarlardı. Popüler etkinliklerden biri de masa oyunlarıydı. İki oyuncu için yapılmasına rağmen, çok sayıda kişi de oynaya bilmekteydi. Eğer masa boş değilse kişi yere otururdu. En sevilen oyun Senet’ti. 10 sıra halince 30 kareye sahipti, bazıları iyi bazıları ise kötü şansın sembolü olarak nitelendirilirdi. Mısırlılar, Mısırlılığını oyunda da yapardı, piyonlarını kötü şans bloklarından kaçırarak öbür dünyaya ilk getiren kişi kazanmış sayılırdı. Senet din ile son derece iç içe geçmişti. Kazanan kişinin Tanrılar tarafından korunduğu söylenirdi ve masalar genellikle öbür dünyaya geçiş süresince ölen kişinin korunması için mezarların içine koyulurdu. Aseb’te ise 20 kare vardı. Ev bloklarından bir parçayı serbest bırakmak için zarın 4 ya da 6 gelmesi gerekiyordu. Parça rakibin tuttuğu bir kareye inerse, eve geri gönderilirdi. Mehen ve “Tazılar ve Çakallar” adlı başka bir oyunun kuralları ise bilinmemektedir. Mehen masası aslan parçaları ile kıvrık bir yılandı. Tazılar ve Çakallar ise her birinin üstünde bir köpek kafası olan 10 sapla oynanan büyük olasılıkla bir yarış oyunuydu.

Antik Mısır’ın Gizemli Anahtarı Yazımızı Mutlaka Okumalısınz

9- Sanatçıları da Şakacıydı

Mısır sanatı renkli palyaçolarıyla tanınmamaktadır. Fakat bu, antik sanatçıların mizah duygusuna sahip olmadığı anlamına gelmemesine rağmen, gelenek buna uygun bir görünüş istemekteydi. Sanatçılar patronlarla ve yabancılarla üstü kapalı (ki bazen o kadar da üstü kapalı olmazdı) bir şekilde alay edebilirlerdi ve ederlerdi. M.Ö. 2000 yıllarında Teb’de bir mezar oymacısı ölen kişinin duvarda resmini oluşturdu. Bu kişi Dagi, yani Firavun veziriydi. Hayatta önemli bir yere sahipti ve belki de asil bir görüntüyle tasvir edilmeliydi. Ancak sanatçı ona, Dagi kendi ölümüne şaşırıyormuşçasına kaşlarını kaldırarak, hüzünlü bir görünüm verdi. III. Amenhotep döneminde (M.Ö. 1389-1349) bir oymanın yapılması, yazma tanrısı Thoth ile bağdaştırılan hayvan olan İbiş kuşu ve yazmanı göstermektedir. İbiş kuşunun acayip gür kaşları vardır. Konu Mısır’ın düşmanlarına geldiğinde sanatçılar, bunu alay konusu yapmaktan da geri durmamışlardır. Fildişi bir levha, tutsak bir Asurlu prensin saçma sapan bir şekilde ve şiş gözlerle hareket ettiğini göstermektedir. Nübyelilerle yaşanan gerginlikler sebebiyle Nübyelilerin yüz özelliklerini abartılı ve kötü göstererek heykel yapmak, sanatçının rahatlamasına sebep olmuştur.

8- Artritli Sanatçılar da Mevcuttu

Araştırmacılar yakın zamanda ünlü Krallar Vadisi’nin sahtesini yapanların ve süsleyenlerin kalıntılarını analiz ettiğinde garip bir şey buldu. Yaklaşık 3.500 yıl önce Deir el-Medina köyü, kraliyet mezarlığına oymacılar ve ressamlar sağlamaktaydı. Yıllar boyu sanatla uğraşmak ise, genellikle üst gövdede sorunlara neden olmaktadır. Fakat o steo artritişçilerin bileklerinde ve dizlerinde yoğundu. Sebebi ise köyün eski kayıtlarını inceledikten sonra ortaya çıktı. Mezarlıktaki zorlu çalışma şartlarına rağmen, işçilerin kemiklerine zarar veren işleri değildi. Her gün işe nasıl gittikleriydi. Hafta boyunca, kraliyet mezarlarının yanındaki kulübelerde yaşıyorlardı, işe gitmek ve gün bitince işten dönmek için de kısa dik bir tepe kullanıyorlardı. Hafta sonunda ise, tepelerin üzerinden geçerek 2 kilometre uzaklıktaki Deir el-Medine’ye gidiyorlardı. Hafta başında tekrar toparlanıyorlardı. Bu yıllarca ve bazı insanlar için on yıllar boyunca devam ediyordu. Büyük olasılıkla aşırı yürüyüş sebebiyle bu grup sanatçılar, genellikle mesleklerinde görülmeyen bir durum geliştirdiler.

Antik Mısır’da Tespit Edilen İşçi Hastalıkları Yazımızı Mutlaka Okumalısınız

7- Menüleri Sınıflara Göre Değişirdi

Antik Mısırlıların ne yediği konusuyla ilgili asla eksiksiz bir kitap yazılamaz. Herhangi bir tarif bulunmasa da sanat ve tarihten bir fikir elde edilebilir.  Bazı maddeler tüm sınıflar tarafından beğeniliyordu, ancak halktan kişilerin belirli hazırlıklarla ilgilenmesine izin verilmiyordu. Balık yetiştirme kesinlikle rahiplerin ilgi alanına giriyordu. Üretimine bakılmaksızın herkes ülkenin başlıca ürünlerini yani birayı ve ekmeği tüketiyordu. O zamanlar alt sınıfların beslenmesine yardımcı bulanık bir içki üretmek için suda mayalanan bira ekmeği vardı. Yulaf lapası gibi tahıl yiyeceklerine ek olarak, av eti, bal, hurma, meyve ve yabani sebzeler de yeniyordu. İşçilerse bunları günde sadece iki kez yiyordu. Kahvaltıda ekmek, bira ve bazen de soğan olurdu. Buna rağmen işçiler daha güzel bir akşam yemeği, yani genelde yediklerine ek olarak, pişmiş sebze ve et beklerlerdi. Soyluların ise her öğününde sebze, et, tahıl, şarap ve süt ürünleri vardı. Ancak rahipler ve kraliyet ailesi en güzel yemekleri yerdi. Mezarların üzerindeki resimler, akan şarap, bala bulanmış ceylan, kavrulmuş kümes hayvanı, meyveler ve ballı kek gibi tatlılarla dolu ziyafetleri göstermektedir.

Antik Yemek Uzmanı Ceren Hanım İle Röportajımızı Buradan Okuyabilirsiniz

6- Ciddi Diş Rahatsızlıkları Vardı

A sınıfı diş ipinin keşfinden önce yaşadıkları için Mısırlılar diş minesinin kırılması ve zayıflaması gibi sorunları yaşamazlardı. Bunun sebebi yiyeceklerine kum katmalarıydı. Sorun ise oldukça büyüktü. 4.800 diş üzerinde yapılan bir araştırma, % 90’ının çürümüş olduğunu gösterdi. Birçoğu pulpa dokusunda oluşan bir çürümeden muzdaripti. Bu, kist, apse ve çene osteo artriti gibi diğer sorunlara da yol açıyordu. Söylemeye gerek olmasa da kronik diş ağrısı, antik Mısır’da hayatın bir gerçeğiydi. Lifli gıdalarda dolu bir beslenme düzeni onlara yardım edemiyordu çünkü asıl sorun kumdu. Ansızın rüzgarla birlikte gelip hasat süresince tahıllarla birlikte toplanıyordu. Kum taşı öğütme aletleri de unu kirletiyordu.  Çoğu, her gün yenilen ekmeğin içinde bulunurdu. Sonuç olarak antik Mısırlılar, diğer kaya parçacıkları arasında kuvars, mika, feldispat ve hornblendi çiğniyorlardı. Mısırlıların temiz oldukları bilinmesine rağmen, toplumun ağız hijyenine dikkat ettiğine dair bir kanıt bulunmamaktadır. Onların çok sayıdaki tuvalet malzemeleri arasında hiçbir şey diş aletlerine benzemez.

Tarihte En Sık Görülen Çocuk Ölümleri Yazımızı Buradan Okuyabilirsiniz

İlgili Yazılar
1 252

5- Tahılların Getirileri

Eski Mısır’ın para sistemi tam olarak anlaşılamamıştır. Geçmişte, herhangi bir para birimi olmaksızın sistemin, takas temelli olduğuna inanılıyordu. Fakat bu sonuç, sadece mal değiş-tokuşunu gösteren tablolara bakılarak elde edilmektedir. Ticaretin varlığı artık kesinleşmişken, böylesine geniş bir krallığın ticari sistemi sürdürülemedi. Zenginlik sayılan mallar arasında topluca yetiştirilen tahıl vardı. Artakalan tahıl, Mısır çevresindeki silo ağları içinde depolanırdı ve büyük, halka açık projelerde çalışan işçilere ödeme olarak verilirdi. Peki ya biri ev almak istediğinde? Bir çanta dolusu tahılla bu yapılamazdı. Eski Mısırlılar “shat” adı verilen bir değer birimiyle çalışırlardı. Uzmanlar hala tam olarak ne olduğunu bilmeseler de Mısırlıların shat’taki satış fiyatının eşdeğer miktarına sahip oldukları sürece kıyafet ve mobilya gibi eşyalarla bir ev alabileceğini düşünüyorlar. Bu para birimi standardı, Eski İmparatorluğa (M.Ö. 2750-2150) kadar varlığını sürdürdü.  Bir shat’in 7,5 gram (0.24 oz t) altın değerinde olduğu söylenmektedir.

Nil Nehri’nin Bereketi Yazımızı Mutlaka Okumalısınz

4- Aile Beklentileri

Erkek çocuklar evlenmeye teşvik edilirdi ve birçok küçük Mısırlı kız da alabilirlerdi. Kızlar genellikle genç yaşında evlenirlerdi. Aşk evliliği yapılırken, bu herkesi de içine alan bir canlı destek birimiydi. Yaşlı ya da fakir için yardım yoktu ve aile sadece güvenlik ağı sağlardı. Bir adam evlenene kadar tamamlanmamış olarak görülürdü ve bundan sonra da evi geçindirmesi beklenirdi. Resimler, erkekleri dışarıda çalışmalarından dolayı asık suratlı, kadınları ise evde koşturmalarından dolayı daha solgun gösterirlerdi. Mısırlı kadınlar antik çağda en yüksek doğum oranına sahiplerdi ve bu nedenle doğumdaki tehlikeler ile sürekli karşı karşıya kalırlardı. Etkili hiçbir doğum kontrolü yoktu ve ebeler başarısız bir doğum süresince hiçbir şey yapamıyorlardı. Buna rağmen, bebekler el üstünde tutulurdu ve üç yıla kadar emzirilirdi. Erkek çocukları ticaret öğrenirken, kız kardeşleri çocuk bakmayı, yemek pişirmeyi ve kıyafet dikmeyi öğrenirlerdi. Aileler, hem kızlar hem de erkeklere dünyayı, dini ve ahlak kurallarını öğretirlerdi. Evin en büyük oğlunun (bazı durumlarda en büyük kızı) yaşlı ebeveynleriyle ilgilenmesi ve cenazelerini gitmesi bekleniyordu.

Mısır’dan Ölümsüz Bir Aşk Hikayesini Sizler İçin Yazdık Keyifli Okumalar

3- Kadınlar Yasal Anlamda Eşitti

Mısırlı kadınlar evde hapsolmak zorunda değildi. Ev işlerini halledip başka yerlerde ve ev halkı için çalışmakta özgürlerdi. Yunan vatandaşı olarak bile görülmeyen eski Yunan kadınlarının aksine, eski Mısırlı kadınlar bir erkek olmadan yaşayabilirlerdi. Boşanma davası açarlardı, mahkemeye giderlerdi ve jüri üyesi olarak görev yaparlardı. Görücü usulü evliliğe zorlanmıyorlardı ve yasal belgeler hazırlayıp kariyerlere devam edebiliyorlardı. Bu, Mısır’da bir şeylerin daha farklı işlediğini zanneden Yunan ziyaretçilerini korkutmaktaydı fakat burada da iyi mesleklerin çoğunda erkek egemenliği mevcuttu. Kadınların sahip olduğu bu küçük yüzdelik, çalışma hayatında kadınların yükselmesindeki engelleri aştı ve papazları, yazarları ve firavunları onurlandırdı. Kadın doktorlara da saygı gösterilmekteydi. Peseshet adında bir kişi “doktorların şefi” unvanını aldı. 5000 yıl önce Mısır’da yaşayan Merit Ptah, kayıtlara göre Mısır’da tıp konusunda çalışan ilk kadındı. Yani çoğu kişinin düşündüğünün aksine Batı değil, eski Mısır kadınları güçlendiren ilk bölgeydi.

Mısır’da Bulunan Evcil Hayvan Mezarlığını Merak Ediyorsanız Bu Yazımız Tam Size Göre

2- Engelli Mısırlılar

Antik dünyada, engelli insanlar genellikle kadınlardan daha kötü muamele görüyordu. Akıl hastaları bir utanç kaynağı olarak görülürdü ve Çinli aileler, böyle aile üyelerini insan içine çıkartmazlardı. Yunanistan’da ise sokaklara bırakılırlardı. Antik Mısır bu muameleden nefret edenler olduğunu biliyordu ve halk ve doktorlar engelli bireylere karşı oldukça kabul edilebilir bir yaklaşım sergilediler. Ahlaki kuralları onlara fiziksel olarak zorluk yaşayanlara saygı duymayı öğretiyordu. Cüce bireyler engelli olarak görülmezlerdi. İşsiz kalma korkuları yoktu ve görevli, gözetmen, bakıcı, sanatçı ve gösteri yapan kişiler olarak çalışabilirlerdi. Deir el-Medine’de bulunan iskeletler arasında (Kings Vadisi’ndeki artritik sanatçılar köyü) genç bir adam vardı.Kendisine bir fayda sağlamayan bir bacakla doğmuştu, büyük mesafeler kat eden bir grup için ise bu ciddi bir engeldi. Toplum tarafından dışlanmak yerine, sağlıklı kalıntıları onun iyi yaşadığını ve durumuna uygun bir şekilde çalıştığını gösteriyordu. Zihinsel hastalık konusunda ise Mısırlılar modern tedaviye fazlasıyla yaklaştı.Hastaları suçlamak ya da utandırmak yerine, onların yaratıcı işlere girmeleri teşvik edilmekteydi.

Mısır Medeniyeti Hakkında Tüm Tarih Araştırmalarımıza Buradan Ulaşabilirsiniz

1- Antik Çağda Şiddet

Birçok sanat eseri, çiftler ve çocukları arasındaki mutlu ev hayatını gösterir. İdeal aile düşüncesi ve yasal eşitlik mevcuttu ancak kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet de bir gerçekti. Şu an kayıtlarda da çok sayıda korkunç olaydan bahsediliyor. Dakhleh Oasis’de bulunan 2000 yaşındaki minik bir çocuk iskeletinde sırt, leğen kemiği, kaburga ve kol kırıkları vardı. Bazıları, uzun süren fiziksel şiddetten kaynaklanan kırıklardı. Her iki üst kol, bir yetişkin tarafından şiddetli bir şekilde sarsılmış gibi kırılmıştı. Kırık köprücük kemiği iyileşme göstermeyince çocukları öldüren olayın bir parçası oldu. Antik Abydos kentinde 4000 yaşında bir kurban bulundu. Sırtına ölümcül bir bıçak darbesi aldığında kadın yaklaşık 35 yaşındaydı. Kemiklerinden, kadının ömrü boyunca fiziksel şiddete maruz kaldığı ortaya çıktı. Kadında, sürekli tekmelenen veya kaburgalarına darbe alan hırpalanmış hemcinsleriyle uyumlu eski ve yeni kırıklar vardı. Muhtemelen kendini korumak veya düşüşünü hafifletmek için kullandığı elleri yaralanmıştı. Şiddet uygulayan kişinin ise, uzun süre onun yanında olduğu için ailenin erkek bir üyesi ya da kocası olabileceği varsayıldı.

Çeviri: N.İrem KIZILER

Sizler İçin Hazırladığımız Antik Listelere Bu Linklerden Ulaşabilirsiniz

Kaynak Listverse

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.