Antik Bakış ve Yeni Bir Gerçeklik – Antik Uygarlıklardan Günümüze Çizim Tekniğinin Gelişimi


Zamanın başlangıcından itibaren, aramızdaki sanatçı olarak adlandırdığımız kişiler, yaşadıkları gerçek ve üç boyutlu dünyada gördüklerini, iki boyutta yakalamaya çalışmışlardır. Neredeyse en başından beri, etrafımızı kuşatan ve maddesel olmayan şeylerden oluşan boşluk, büyülenmelerine sebep olan yeni bir özne haline gelmişti; fakat onu nasıl tasvir edebilirlerdi?

Sahara, Tassilin’Ajjer, Jabarun. Çobanlar ve avcılar. (-10.000 ?) Fotoğraf Dominique Lajoux’a aittir.

İlk insanlar yaratıcılıklarını kullanarak, ilk kez düzensiz duvarlara, örneğin bir bufalonun öne çıkmış karnının bir çukurla simgelendiği hayvan resimleri çizmişlerdir. Büyük bir mağaranın duvarına çizdikleri, üst üste binmiş hayvan resimleri insanlara; bir avcının, bir burunun tepesinden aşağı baktığında görebileceği şekilde ve sanki altında kalan ovayı izliyormuş gibi bir tepeden aşağı bakma etkisi yaratmalarını sağlamıştır.

İlk insanlar yalnızca heykeltıraş değildi, aynı zamanda düz yüzeylere eskiz de çizebiliyorlardı. Ve bunun için, bu tür tasarımları oluşturmak için ne kadar çaba gerektiğini öngörerek özel aletler üretmişlerdi.

Sahara. Iheren. (-3000 ile -300 arası) Fotoğraf Gabriel Camps’a aittir

Yani atalarımız mesafe gibi soyut kavramları, büyük bir ustalıkla kullanmışlardır. Yaşantıları hakkındaki görüşümüz, kısmen bu tür soyut ve birbiriyle bağlantılı kavramların yükünü taşıdıkları gerçeğiyle şekillenmektedir.

İskender Mozaiği büyük olasılıkla Yunan fresklerinin bir benzetisiydi. (-400)

Fakat öyle görünüyor ki insanlık bu doğal yeteneği birçok kez kaybetmiştir. Örneğin, tarih şeridinde ilerleyip yaklaşık 5000 yıl öncesine, Mezopotamya’nın ilk anayurtlarına gidersek, buradaki resimlerde, en azından şimdiye kadar bulunmuş olanlarda, fiziksel mekanı hiç de hesaba katılmadığını görürüz. Resimlerde mekanları tekrar görebilmek için, belgelenmiş çalışmaların Akdeniz havzasında ve daha da uzaktaki doğu Çin’de belirmeye başladığı Helenistik döneme kadar beklememiz gerekmektedir. Ayrıca sanatçıların bu yönelimlerinde, sosyal örgütlenmenin de oldukça önemli bir rol oynadığı belirtilmelidir. Çünkü yaşamın zorluğu, mekan temsili için geliştirilen uygun tekniklerle birlikte artmıştı. Özetle perspektifi, Eğrisel, Doğrusal ve Gerçek olmak üzere üç ana türe ayırabiliriz.  Bu üç teknik zamanla bir arada var olmuşlardır.

Trajan Sütunu, Trajan Forumu, Roma

Astronomi ve Trigonometri: Eğrisel Perspektif

Bu teknik tek bir kaçış noktasından çıkan eğrilerin kullanılmasıyla oluşur. Bu eğrilerin ilk kez Yunanlar tarafından kolonları dıştan orta ya da zirve noktasına doğru bükülen ve yere yaklaştıkça daralıp içbükey olan tapınakları inşa etmek için kullanıldıklarını görürüz. Bu prensibi M.S. 107 yılında Roma’da inşa edilmiş Trajan Sütunu gibi trigonometrinin gizli kurallarının uygulandığı bazı mevcut eserlerde görebiliriz.

Trajan Sütunu; bir gözlemci, aynı açıdan bakarak frizin taban ve üst kısımlarını görebilir

Bu trigonometri prensipleri İskenderiye’li Batlamyus tarafından, M.S. 150’de esasen astronotların kullandığı bir “dairesel yaylar tablosu” formunda bir araya getirilmiştir.

Rönesans boyunca, sanatçılar trigonometri prensipleriyle ilgilenmediler; hatta trigonometri aldıkları eğitimin bir parçası bile değildi. Bu sebeple de pencereden bir manzaraya bakarken gözlemledikleri belirsiz eğrileri tanımlayamamaları gerçeğiyle engellenmiş oldular. Brunelleschi ve Alberti gibi sanatçı üstatlar, çalışmalarını dar bir gözlemsel pencereyle sınırlandırarak doğrusal perspektif olarak bilinen bir yaklaşımı tercih ettiler.

Wiliam of Tyre’ın Histoire d’Outre Mer’inin eski Fransızca çevirisinden 15’inci yüzyıl örnekleri.

Yine de, Fouquet’ten (1420 – 1478) Matisse’ye (1869 – 1954) kadar birçok ünlü ressam, altında yatan teoriler üzerine fazla düşünmeden, sezgisel olarak büyüteç etkisi ya da eğrisel perspektif kullanmışlardır.

Genç Denizci I, Tuval Üzerine Yağlı Boya. 99 x 77.5 cm. Özel koleksiyon. Henri Matisse, 1906.

Kral Fermanı: Doğrusal Perspektif

Bu ilke, bir manzarada her şeyin bir kaçış noktasından düz çizgiler halinde gerilemeye başlayıp sonsuzlukta birleşmesine dayanır. Aynı zamanda nesnenin eşit büyütme çizgileri de düzdür. Bu teknikte sadelik avantajı vardır. Saf gerçekliğe çok yakın olan büyüteç etkisinden de kaçınır.

Cenevizli mimar Alberti (1404-1472), boşluğun haritalandırılmasının adımlarını ortaya koyan bir metot hazırlamıştır. Fransız mimar Desargues (1593-1693), güneşin zeminde oluşturduğu gölge tonlarının yapısını göstererek teoremini daha da geliştirdi.

Burada Alberti; aynı resimde, solda bir ızgaraya bakan bir görüntü, sağda ise profil görünümünü resmederek, karelerin gözlemciye yaklaştıkça genişlemelerini tasvir eden bir yöntem sunmaktadır.

Bu aşina olduğumuz klasik bir sistemdir ve 18’inci yüzyıldan 19’uncu yüzyılın ortalarına kadar Avrupa yüksek okullarının müfredatında bulunmuştur.

Fakat bu sistemin sanatçıların kendi istekleriyle kullandığı bir sistem olmaması dikkate değerdir. Fransa kralı Louis XIV fermanıyla onlara benimsetilmiş bir sistemdir. Louis XIV bunu, aralarında özellikle Canon Bosse’nin bulunduğu eğrisel perspektif yanlılarıyla Kraliyet Akademisi müdürü Lebrun gibi doğrusal perspektifi savunanların arasındaki bıktırıcı polemiklerin son bulması için yapmıştı.

Louis XIV, Fransa Kralı, 1661

Onların tarafında, Çinli sanatçı mekânı, fizyolojik algımıza pek de uygun olmayan paralel çizgilerle temsil etmiştir. Aşağıdaki resimde, masalar alanın dışında kalmış gibi görünmektedir; sanatçının tam olarak amaçladığı şey olmasa da, bütünün etkisi hala oldukça göze hitap etmektedir.

Eiri, 1790-1800, Japonya. Deniz kenarında çay. Masalarda gözlemlediğimiz Uzak Doğu Doğrusal Paralel Perspektifi.

Gözlerimizden Aldığımız Ders: Gerçek Perspektif

Ufuk çizgilerini ve büyütme adımlarını tanımlamaya yönelik yapılan ilk sistematik girişim, 1930’da insani algımızın, fiziksel göz bebeğinin küresel boşluğunda oluştuğu gerçeğini dikkate alarak çalışma yapan Barre ve Flocon’a aitti.

Aynı zamanda 1947’de, M. C. Escher litografyasında yukarıda ve aşağıda bir verandayı silindirik bir algılama alanı olarak temsil etti. Arkadaşı Bruno Ernst’e göre Escher, hiç farkında olmadan sinüzodial yaylar (sinüs dalgası gibi tekrar eden matematiksel eğriler) kullanmıştı.

Barre ve Flocon’un Eğrisel Küre Perspektifi (1930). Şişe ressamın arkasındadır.

1992’de David Hockney Colorado Büyük Kanyonu’nun 200 kare fotoğrafını çekmiştir. Bunu yapmasının sebebi ise iki gözümüz olmasından dolayı silindirik bir alanla kuşatılmış olduğumuzu savunmasıdır.

2002’de Gerçek Perspektif’le Çizim kitabını yazan günümüz yazarı Xavier Bolot, silindirik alanda, uzaklaşan çizgilerin trigonometrik yaylar, sabit büyütme eğrilerinin ise elipsoitler olduğunu ortaya koydu.

Ve sonra:

Yunan tapınakları ve Trajan sütununun yapısında kullanılan prensipleri, Leonardo da Vinci’nin pencere camından bir manzaraya açılan tablosunun nasıl görüneceğini, ve Matisse’nin içgüdüsel olarak kullandığı büyütme etkisini yeniden keşfetmiş olduk.

M. C. Escher ‘Baştan Aşağı’ ya da ‘Yukarı ve Aşağı’

Evdeki Perspektif

Bu tekniğin uygulanması aslında şaşırtıcı derecede kolaydır. Sanatçının yapması gereken tek şey tüm açılara ve kıvrımlara tazelenmiş bir özenle yeniden bakmaktır. Nörolojik bilimler de vücudumuzun aslında bu görev için yaratılmış olduğunu göstermektedir. Gözler eğrileri görür, beyin ise bunları yakalar; hatta kollarımızdaki eklemlerin hareketleri bile bu prensiple çalışır. Bir açının duvarla birleşmesini temsil edeceğimiz zaman, neredeyse hiç düşünmeden trigonometrik, diğer bir deyişle eğik bir çizgi çizeriz. Kısa bir eğitimle, bu doğal eğriler kâğıt üzerinde Gerçek Perspektif kullanarak resim yapmak için kullanılabilir. Bir süre sonra, bu şekilde çalışmak oldukça hızlı hale gelir; hata yapma riski ise neredeyse hiç kalmaz.

David Hockney, Büyük Kanyon fotoğrafları

Algımız ve fizyolojimizle belirlenen doğal tekniklere dayandıkları gibi, Gerçek perspektifin yeniden keşfedilmiş olan teknikleri bize, tarih öncesi atalarımızın mükemmel yetenekleri ve zihniyetlerini geri verir.

Sabit büyütme eğrileri
Üç dakikada yapılmış bir çizim (alıştırmayla) (Çizim Xavier Bolot’a aittir.)

Chris ‘Mogg’ Morgan saygıdeğer bağımsız bir bilim insanı, eski Wellcome öğrencisi ve Oxford Üniversitesi Doğubilimcilik alanında yüksek lisans derecesi sahibidir. Aynı zamanda Phi-Neter: Mısır Tanrılarının Gücü kitabının yazarıdır.

Xavier Bolot Fransa’daki Bourges Güzel Sanatlar Okulu’nun desteğiyle çeşitli algı problemleri üzerine yaptığı çalışmaları sürdürmektedir. Xavier bir ressam, Fransa’daki INPG Grenoble Teknik Okulu mühendisi, Kanada Montreal Üniversitesi’nde elektronik bilimi profesörü, Paris’teki Fransız Endüstriyel Reklamcılık Derneği başkanı ve Orleans’ta iletişim ve davranış uzmanıdır. Aynı zamanda CEAQ (Günlük ve Güncel Hayat Çalışmaları Merkezi) Paris Descartes Üniversitesi’nde araştırmacıdır.

Xavier Bolot’un ‘Gerçek Perspektif’le Çizim: Doğal ve Doğrudan Uygulamalı Alana Yeni Bir Yaklaşım‘ kitabı Oxford Mandrake’te mevcuttur.

VAN GOGH’UN KULLANDIĞI TEKNİK 35 BİN YIL ÖNCESİNE DAYANIYOR

POMPEİİ TAMAMLANAN RESTORASYONUYLA HAYRANLIK UYANDIRACAK

Çeviri: Nisrem Akçiğer

Kaynak: anciet-origins “Do Your Eyes Fool You? Ancient Vision and a New Reality — How to See and Draw Like the Ancients

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

log in

reset password

Back to
log in