Alt Sınıflardan Gelerek İmparatorluk Kuran 10 İnsan

Alt Sınıflardan Gelerek İmparatorluk Kuran 10 İnsan

Tarih bilimi, geçmişin yazılı belgelerle incelenmesidir ve bu da pek çok insanın aslında tarihte yer almadığı anlamına gelir. Geleneksel tarihçiler, r

Modern Yöntemler İle İpek Yolu Haritası Yeniden Şekilleniyor
Bindi: Hinduların Alınlarındaki Noktanın Gerçek Anlamı
Kültür Mirası Uzmanları Taj Mahal’in Aydınlatılmasına Karşı Çıktı

Tarih bilimi, geçmişin yazılı belgelerle incelenmesidir ve bu da pek çok insanın aslında tarihte yer almadığı anlamına gelir. Geleneksel tarihçiler, rastgele bir köylünün kaderini tarihe not düşmeye çok da istekli değillerdi. Bazense bu unutulmuş insanlar öyle şeyler yapardı ki tarihçilerin onları tarih kitaplarına sokmamak için hiçbir nedeni kalmazdı. Hatta bazıları zamanın aristokratlarını devirerek kendi büyük imparatorluklarını kurmuşlardır.

10- Bakırcı Ya’qub

Ya’qub al- Saffar, dokuzuncu yüzyılın ortasında Zaranc şehrinde yaşayan yoksul bir maden işçisiydi ve katır çeken kardeşi ‘Amr’a yakın bir şehirde yaşıyordu. İki kardeş hayatlarının çoğunu, Doğu İran’da geçirdi. O dönemde, Abbasi halifeleri kontrolü ellerine geçirmek için radikal bir mezhep olan Haricilerle savaştığı için İran tam bir kargaşa içindeydi.

İşler sarpa sarınca bölgede yerel milis kuvvetleri ortaya çıktı. Zaranc’da Ya’qub ve ‘Amr böyle bir gruba gönüllü olarak katıldı.

Birkaç yıl içinde Ya’qub yerel güçlerin yönetimini eline aldı, bölgeye bir veba gibi yayılan eşkıyaları yok etti ve hakimiyet bölgesini genişletti. 876 yılında Saffariler (Seferiler), günümüz İran ve Afganistan’a kadar genişledi. Ya’qub’un güçlü Abbasi Halifesini yenmesine ve Bağdat’ı fethetmesine kesin gözle bakılıyordu.

Ancak işler planlandığı gibi gitmedi. Bakırcı, darbeyi en yakından, Bağdat’ın 50 mil uzaklığında yedi. Savaşta yaralandı ve üç yıl sonra hayatını kaybetti. Kardeşi ‘Amr yerine geçti ancak imparatorluğu bir arada tutamayınca halkın önünde idam edildi.

Tarihin Sayfalarından Unutulmayan En Ünlü 10 Düello

9- Rabih Az-Zübeyir

Rabih Az-Zübeyir, on dokuzuncu yüzyılın ortalarında bir tarihte Sudan’da doğdu. Çocukken köle olarak satılınca yerel bir Sudanlı yöneticinin köle-askeri oldu. Mısırlılar bu prensi alt edince Rabih, kendi gibi köle olan 400 kişiyle Orta Afrika’ya kaçtı ve onlarla birlikte imparatorluğunun temellerini attı.

İlerledikçe köylere ve şehirlere saldıran Rabih yoldaşlarından oluşturduğu dağınık gruplardan 5.000 kişilik eğitilmiş asker ordusu yarattı. 1890’larda bir zamanlar güçlü olan Bornu İmparatorluğuna saldırdı ve onu kolaylıkla ezdi geçti. Etkileyici bir verimlilikle Çad Gölünün doğusundaki İç Afrika bölgesinde sıkı bir şekilde kontrol edilen bir imparatorluk kurdu.

Ne yazık ki Rabih’in büyüyen imparatorluğu aynı derecede açgözlü olan Fransızlara denk geldi ve modası geçmiş tüfekleri ve topları son moda Avrupalı askeri mühimmatla yarışamayacak düzeydeydi. Yine de, birkaç zafer elde etti. Örneğin, Togbao’da Fransız kuşatmasını engelledi ancak 1900 yılında Logone Nehrinin kıyısında yaralandı ve can verdi. Böylece imparatorluğu, on yıldan kısa bir süre içinde yıkıldı.

8- Nadir Şah

Büyük Orta Asya’nın son fatihi, Doğu İran’da mevkice daha aşağı bir seviyede olan bir çoban ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Mütevazı bir hayatının olması gerekirdi ancak Nadir Şah güçlü olmayı saplantı haline getirmişti. Kaçıp eşkıya olmadan önce küçüklüğünü köle olarak geçirmiş olma ihtimali yüksektir. Silahlı birliği, yerel bir diktatörü yenmesine yardım ettikten sonra tahtta hak iddia eden Prens Tahmasp’ın ilgisini çekti.

Tahmasp, hayatının en iyi ve aynı zamanda en kötü kararını vererek Nadir’i kumandanı yaptı. Nadir tarihin gördüğü en iyi generallerden biriydi ve kısa süre içinde pek çok zafer elde etti. Ancak sadece hizmetkar olmak istemiyordu ve Tahmasp’ı öldürerek tahtını ele geçirdi. Bundan sonra Gürcistan’dan Kuzey Hindistan’a uzanan muhteşem bir imparatorluk kurdu.

1739 yılında Nadir, ünlü Moğol Seferini gerçekleştirdi. Yüce Moğol ordusunu yerle yeksan ederek Delhi’yi yağmaladı ve içinde Koh-i-Noor elmasının da bulunduğu tahmin bile edemeyeceğiniz hazineleri de alarak kaçtı. Delhi’den o kadar çok hazine çıktı ki Nadir’in üç yıl boyunca İran’da kimseden vergi almasına gerek kalmadı.

Ancak, Nadir ruhsal bozukluk belirtileri göstermeye başladı. 1741’de en büyük oğlunu kör etti ama anında pişman olduğunu söyledi. Dengesizliğini bahane ederek kendi yetkilileri 1741 yılında canını aldı ve imparatorluğu da kısa süre içinde tarihe karıştı.

Eski İran’ın Altın ve Gümüşten Yapılmış Eşsiz Hazineleri

7- Aksak Timur (Timurlenk)

Nadir Şah’ın yaptıkları etkileyiciydi ancak bunu yapan ilk kişi değildi. O sadece, bir başka büyük ve eli kanlı hükümdar olan Aksak Timur’un (Batı’da genellikle Tamerlane olarak biliniyor) izlerini takip ediyordu. Nadir gibi Timur da orta halli bir ailenin çocuğuydu ve zamanla bir eşkıyaya dönüştü. Hayatıyla ilgili belgelere bakıldığında kızgın bir çoban bacaklarına ve kollarına ok fırlattığında onun koyunlarını çaldığını ve bu okların vücudunda küçük aksaklıklara yol açtığını görürüz. (1941 yılında arkeologlar Timur’un mezarını açtığında bu yaraları doğrulamışlardır.)

Timur, birliğini Çağatay Han’ın emrine soktu ve daha sonra kendilerini geliştirerek tahtı ele geçirdiler. Doğudan batıya, kuzeyden güneye her yönde baskınlar yapıp fetihler gerçekleştiren atlı birliklerden muazzam bir ordu yarattı. Ordusu, “Şam’dan Delhi’ye” kadar bütün bölgeninhakimi olmuştu. Altın Orda Devleti’ni alt etti, Bağdat’ı talan etti ve Osmanlının gücünü de kısa bir süre için yok etti (Sultan Yıldırım Bayezid öldüğünde Timur’un elinde tutsaktı).

Timur fetihlerinin barbarlığıyla tanınır hale geldi. Kafa taslarından kuleler inşa etti, binlerce insanı köleliğe mahkum etti ve antik şehirleri yok etti. 1405 yılında geçirdiği şiddetli soğuk algınlığı nedeniyle hayatını kaybettiğinde Çin’i fethetmek üzere yola çıkmıştı ve ölümünden sonra imparatorluğu dağıldı.

Antik Dönemin En Etkili 10 Psikolojik Savaş Taktiği

6-  James Brooke

James Brooke, Britanyalı varlıklı bir yargıcın çocuğu olarak dünyaya geldi ve bu nedenle bütün hayatını rahatlık içinde yaşaması beklenirdi. Ancak James, asla 19. yüzyıl Britanya toplumunun bir parçası olamadı. Babası öldüğünde mirasını zırhlı bir iki direkli yelkenli gemi almak için kullandı ve doğuya doğru yelken açtı.

Singapur’da Brunei Sultanının Borneo Adasının kontrolünü sağlamakta zorlandığını öğrendi. Brooke, adanın sahil kesimi boyunca büyük bir bölgesi olan Sarawak’ın valisi yapılması koşuluyla hemen yardım eli uzattı. Sultan, ilk başta bu teklife sıcak bakmadı ama Brooke’a meydan okumak da istemiyordu. Ayrıca Brooke, bu dönemde yalan söyleyerek Britanya hükümeti için çalıştığını iddia ediyordu. Sultan teklifi kabul ettikten kısa bir süre sonra Brooke Sarawak’ın “Beyaz Rajah’ı” olarak bağımsızlığını ilan etti.

Adanın iç kesiminde yaşayan kabileler hizadan çıktıklarında onları katleden “Sea Dyaks” larla müttefiklik kurarak yeni krallığını ince ince işledi. Brooke, ülkesinin hazinesini Kraliyet Donanmasının her öldürülen korsan için 20 £ ödül verdiğini söyleyerek doldurdu. Böylece sefer başına 30.000£ elde etti. Ancak eleştirenler ölü “korsanların” Brooke’un yerli muhalifleri olduğunu iddia ettiler.

Brooke sürekli kendisini neşeli İngiliz maceracı olarak tanıtmaya çalıştı ama hükümdarlığı kan üzerine kurulmuştu. 1857 yılında 1.500 Çinliyi katletmişti. Sarawak Devleti kendisinden çok daha uzun süre ayakta kaldı. Ondan sonra Britanyalılar 1946 yılında satın almadan önce iki tane daha “Beyaz Rajah’ların” eline geçti.

İspanyol Ticaret Gemilerinin Büyüleyici Hikayesi

5- Sudanlı Mehdi

Muhammed Ahmet, kuzey Sudan’daki Dangola şehrinden çok da uzak olmayan Nil nehrindeki bir adada doğdu. Ailesi kendi hallerinde geçinip gidiyor ve gemi inşaatında çalışıyordu ama o, erken yaştan itibaren dini bir eğitim aldı ve kendini tamamen adamasıyla ve hocalarıyla uzun süre tartışmasıyla tanınır hale geldi. 1881’de, müritlerini Aba Adasına çağırarak kendisini Mehdi ilan etti. Mehdilik, İslam’ın pek çok mezhebinde kıyamet gününde ortaya çıkacağına inanılan Mesih’e ait bir figürdür.

O zamanlar Sudan Mısır tarafından yönetiliyordu buda Sudan’ın fiilen Britanya himayesi altına girmesine yol açtı. Bu ikili yabancı etkiyi halk hiç kabullenememişti. Bu yüzden, Mısırlılar onu tutuklamaya çalışınca ve Mehdi’nin çok fazla mühimmatı olmayan ordusu onları yenilgiye uğratınca herkes bunun bir mucize oluğunu düşünmüştü. Dini hareketi birkaç yıl içinde büyüyerek güç kazandı ve 1883 yılında Britanyalı general “Hicks Paşa”nın (William Hicks)yenerek kazanılan muazzam zaferle doruk noktasına ulaştı.

1884’in sonlarında Mehdiler, ünlü Khartoum kuşatmasını gerçekleştirdiler ve karşılarında “Çinli Gordon” olarak tanınan tuhaf bir Britanyalı general olan Charles Gordon’ı buldular. Gordon, belki de dini fanatiklikte onlarla yarışır vaziyetteydi. Şehir 1885 yılında düştü ve bu da Muhammed Ahmet’in günümüz Sudan’ına kadar genişleyen dini bir imparatorluğun karşı gelinmez imparatoru haline getirdi. Anca “Mehdi” hastalandı ve altı ay sonra hayata gözlerini yumdu. Hareketlerinin merkezi gidince müritleri 1896’daki Anglo-Mısır işgaline karşı koyamadı.

4- Babek Hürremi

Günümüz İran’ının Müslümanlar tarafından fethedilmesinden 150 yıldan fazla zamandan sonra bile Arap halifeleriyle İran vatandaşları arasındaki gerilim hiç dinmedi.  Pek çok İranlı Zerdüştlük dinine inanmaya devam etti ve Arap dilinin ve kültürünün etkisini kabullenmediler. Filizlenen devrimin liderliğine, Zerdüştlüğün peygamberi olan Mazdak’ın azimli bir takipçisi olan Babek Hürremi getirildi.

Babek, kariyerine gerilla savaşçısı olarak başladı ve dağlardaki ıssız kaleleri ele geçirmek için ani baskınlar düzenlerdi. İmparatorluğunun merkezi, girilmesi imkansız ünlü Bezz Kalesiydi. İsmi duyulmaya başlandıkça İranlılar sancağının altında yaşayabilmek için akın etti. 819 yılına gelindiğinde birlikleri, Halifenin ordusuna karşı savaşlarda mücadele edebilecek hale gelmişti. 16 yıl içinde dört Arap ordusunu yenilgiye uğrattı ve fakirlerin koruyucusu unvanını aldı.

Ancak Abbasi Halifesinin gücü daha fazlaydı ve Babek, eninde sonunda dağ kalesinde bir şekilde ele geçirildi. Bacakları ve kolları kesildi ve kan kaybından hayatını kaybetti. Ele geçirilmesinden kısa bir süre önce ,“40 yıl berbat bir köle gibi yaşamaktansa hükümdar olarak bir gün yaşamak daha iyidir.” diyerek ona yapılan af teklifini geri çevirdi.

3- Mahapadma Nanda

Yunan tarihçi Curtius’a göre yüce hükümdar Mahapadma hayatına “günlük ekmek parasını çıkaracak kadar kazanana bir berberin” oğlu olarak hayata gözlerini açtı. “Ancak, babasının kişiliği muhteşemdi ve bu nedenle kraliçenin sevgisini kazanmıştı. Onun etkisi sayesinde güven kazandı ve krala ihanet ederek onu öldürdü ve kraliyet ailesinin çocuklarını korumak bahanesiyle mutlak hakimiyeti ele geçirdi.”

Hint kaynakları Mahapadma’nın bir berber ve bir fahişenin çocuğu olduğunu doğruluyor. O, mütevazı bir kişiyken kuzey Hindistan Krallığının hükümdarı oldu ve daha sonra kralı tahtından indirerek kendi hanedanlığını kurdu. Rakip asilleri katletmesiyle bilinen Mahapadma aynı zamanda savaşın aristokratik kurallarını da takip etmezdi. Bu nedenle, Hint coğrafyası ve inanışları ile ilgili konuları içeren masalları veya efsaneleri anlatan metinler olan Puranalar’da adı “kraliyet düzenini mahveden kişi” olarak geçiyor. Bu acımasız taktikler oldukça işe yaradı ve MÖ 329 yılında ölene kadar hakimiyetini genişleterek Hindistan’ın gördüğü en güçlü imparatorluğu kurdu.

2- Delhi’nin Köle Hanedanlığı (Memlükler)

Türk kökenli Kutbiddin Aybek, 13. Yüzyılda Kuzey Hindistan’ı yöneten “Köle Hanedanlığını” kurucusudur. İsminden de anlayacağınız üzere hayatına Nishapur’da köle olarak başladı ve Gurlu Sultan Muhammed’e satıldı. Yetişkinliğinde ise kraliyet ailesinin ahırlarının sorumlusu olarak çalıştı ve daha sonra da askeri kumandan oldu. Bu görevinde Delhi’yi ve Kuzey Hindistan’ın büyük çoğunluğunu fethederek gerçek yeteneğini gösterdi.

Sultan bilinmeyen kişiler tarafından suikasta uğrayınca Kutbiddin için gücü ele geçirmenin tam zamanıydı. Sultan olmadan önce kendi özgürlüğünü elde etmesi gerekiyordu ama ağır silahlı ordusu yeni sahibinin reddedemeyeceğinin garantisiydi. Kurduğu Memlük (Köle) hanedanlığı Delhi Sultanlığını 1290 yılına kadar yönetti ve bu tarihte tahta daha aristokrat bir soydan gelme kişiler geçmeye başladı.

1- Timuçin

Dünyaya gelmiş geçmiş en büyük fatih olan Timuçin’den daha kötü bir çocukluk geçiren bir kişi daha yoktur. 12 yaşındayken babası düşmanları tarafından zehirlendi. Kabile dul annesiyle öksüz çocuklarını terk edince bir başlarına kalakaldılar. Annesi Hoelun, çocuklarının karnını nehrin kıyısından topladığı yiyeceklerle doyururken Timuçin fareler, dağ sıçanları ve diğer küçük hayvanları avlardı. 14 yaşında küçük bir balık yüzünden kavga ederken üvey kardeşini öldürdü.

Tabi bu daha başlangıçtı. Tayichiud kabilesi tarafından ele geçirildi ve köle olarak çalıştırılmaya zorlandı. Bir keresinde kaçmaya çalıştı ancak yakalanınca kendi kendine yemek yemesini zorlaştıracak çivili bir tasma takıldı. Diğer kölelerin yardımları sayesinde bir gece nehirde saklanarak kaçmayı başardı.

Genç bir yetişkinken bile Timuçin küçük bir ekibin lideriydi ve steplerde zar zor hayatta kalıyordu. Genç karısı Borte Merkid’ler tarafından kaçırılınca Timuçin onu kurtarmak için bir sefere çıktı ve bu sefer, ölümsüz Cengiz Han olma yolunu açtı.

En Ünlü 10 Terkedilmiş Hayalet Yerleşme

Roma İmparatorluğu’nun Başına Bela Olmuş 10 Düşmanı

Çeviri ve Düzenleme: Sinem Ayan

Kaynak: listverse “10 Nobodies Who Founded Huge Empires

COMMENTS

DISQUS: 0
15000onon